Merhaba sevgili okurlar,
Olay örgüsü ve karakterleri bulunmayan bu kitabın eylemi: gitmek
“Duygular, duygular, duygular. Bırak kentleri, bırak yapıların görkemini, yoksulluğunu, bırak yolları, istasyonları, insanları, yabancıları, sevdiklerini, çocukluğunu, ölen uzaklardaki insanlarını, bırak, bırak, bırak içinde seni kemiren seni bırak. Bak nerelere varıyor gökyüzü. Hangi zamanlara. Hangi sonsuzluğa. GİT.”
İlk kez Çocukluğumun Soğuk Geceleri’ni okuyup Sevgili Özlü’yle aramda güzel bir bağ kuruldu.Kendine has üslubu çok özeldi benim için bu yüzden külliyatını okumaya karar verdim. Ve sırasıyla Çocukluğum Soğuk Geceleri, Yeryüzüne Dayanabilmek İçin, Yaşamın Ucuna Yolculuk ve Eski Bahçe Eski Sevgi kitaplarını okudum.
Ben çok seviyorum lakin Sevgili Özlü herkese hitap eden bir yazar değil. Her ne kadar okuması keyifli olsada bir o kadar yorucu. Çünkü eserlerine işleyen hüzünlü, karamsar hava herkese uymayabiliyor. Ben Özlü’yü en sevdiğim yazarlardan olan Sylvia Plath ve Nilgün Marmara’ya benzetiyorum. Birbirinden değerli sırça fanusun içinde gülen kadınlar. Böyle değerli kalemleri sağlam bir psikolojide, kendinizi mental anlamda iyi hissettiğiniz zamanlarda okumanızı tavsiye ederim zira depresif olduğum dönemde Plath’i okuyup aylarca etkisinden çıkamamıştım.
Yaşamın Ucuna Yolculuk, edebiyatın Tezer Özlü’nün Almanca kaleme aldığı ve 1983 Marbung Yazın Ödülü’ne layık görülen “Auf dem Spur eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde)” adlı metnin Türkçesi aslında.
Franz Kafka, Italo Svevo ve -neredeyse her satırında yer verdiği- Cesare Pavese gibi yazarlardan etkilendiği için bu yazarların izini sürüyor. Prag’da Kafka’yı, Trieste’de Svevo’yu ve Torino’da da Pavese’yi ziyaret ediyor. Svevo ve Pavese’nin akrabalarıyla görüşerek okuyucu bilgilendiriyor.
Kitabı okurken