Bu gibi “her şeyi bilen bey”lere bazen, hatta sık sık,
toplumun belirli katlarında rastlamak mümkündür. Her
şeyi bilir bunlar. Çağımız düşünürlerinin de belirtebileceği
gibi, böyle kişiler, hayatın daha önemli sorunlarına
ilgi duyacak yeterlikte olmadıkları için huzursuz bir merak
ve başka yetenekler taşıyan zekâlarını belirli bir alana
yöneltirler. Gene de, “Her şeyi bilirler,” derken sınırlı
bir alan kastedilmektedir: filancanın çalıştığı yer, kiminle
tanıştığı, mali durumu, nerede valilik yaptığı, kiminle
evlendiği, karısının drahoması, kiminle üçüncü dereceden
kuzen olduğu ve bunun gibi şeyler...
Bu gibi “her şeyi bilen beyler” çoğu zaman dirseği
yırtık gezerler, on yedi ruble aylıkları vardır. İçlerini dışlarını
bildikleri kimseler, onların ne gibi bir çıkar gözeterek
hareket ettiklerini tahmin bile edemezler. Oysa bunların
çoğu, bütün bu bilgileri toplamayı, bilimadamı olmakla
bir tutar, bununla avunur, kendilerini bununla
değerlendirir ve bundan derin bir haz duyarlar. Bilim de
ne bilim ama! Ben bu yola kendini vererek ruhunu yüceltmiş,
hatta bu sayede geleceğini kazanmış nice bilimadamı,
yazar, şair ve politikacı görmüşümdür.
Az yedim, çok içtim. Hâlâ içiyorum, içki ayırmadım. Alkolü kendime yakıştırdım. Her türlü uyuşturucudan tattım. Bağımlılıktan nefret ettim. Gitmemi, terk etmemi engeller diye. Ne bir maddeye, ne de bir insana bağlandım. Sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, âşık oldum, ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. Geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. Bugünü ise uyuyarak geçirdim. Benim adım Houdini. Dünyayı bir oyuncağa çevirdim. Ayak basmadığım yer kalmadı. Kalan varsa, onları da amuda kalkar geçerim! Duvarlara, bedenime resimler çizdim. Bir gün öyle gürledim ki önümde duran şarap kadehi çatladı. Benim adım Hitler. Kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumlarımı bıraktım... Şimdiyse ağlıyorum. Hepimiz için. Çünkü hiçbiri
işe yaramadı...