“Yollardan nasıl geçtim Rabbim
Hırkamı nerede bıraktım
Hırkam ki içinde gençliğim vardı
Adını bilmediğim şeyler
Benim olan ne varsa
Biraz günah biraz ateş biraz rüzgâr
Ve seni düşündüğüm anlarım
Yerini unuttuğum o güzel uçurumlar”
Ayaşlı Şakir Efendi bu meyanda şöyle diyor:
"Her peri simâya bakmaz, dîde-i nâdide-bin,
Her sevâd-ı zülfe meyletmez dil-i sevdâ-karin,
Âfitâb-ı hüsn-i hüban akıbet eyler ufül,
Ben muhibb-i lâ-yezâl'im lâ-ühıbbül-âfilîn"
Yani şair diyor ki: Ariflerin gözü her peri yüzlüye bakmaz, gerçek sevdalı olan, her zülfe gönlünü kaptırmaz. Çünkü güzellerin güzellik güneşi sonunda batacaktır. Ben, zevali olmayan, ebedi olarak var olan sevgiliyi seviyorum; ben, batanları sevmem.
Bu mevzu aslen Kur'ân-ı Kerîm'de geçiyor. Hazreti Ibrahim, güneşin, yıldızların, ayın battığını görünce, "Bunlar benim Rabbim olamaz. Ben batanları sevmem" diyor. Çünkü gerçek manada güzel olan Cenab-ı Rabbül Alemin ve onun yarattıklarıdır. O güzelliği bulup ortaya çıkarmak ise kula aittir.
Genellikle ben Rabbime zor ve meşakkatli zamanlarda değil, rahat içerisinde bulunduğum anlar da yönelir, kendisiyle konuşurum. O benim Rabbim, ben de onun kuluyum. Kendisine kulluk dışında başka bir gaye ve amaç için yaratılmadım. İşte benim Rabbimle ilişkim bu kadar saf ve sade.
“Ey Rabbim! Artık benim kemiğim yıprandı. Başım ihtiyarlıkla tutuşup saçlarım aklandı. Sana ettiğim dualarımda da, ey Rabbim, ben hiç mahrum kalmadım. Şimdi arkamda bırakacağım akrabalarımdan endişeye ediyorum. Hanımım ise kısırdır. Sen yüce katından bana oğul bağışla. O, hakkı tebliğde bana ve Yakup ailesinden kalan manevi mirasa varis olsun. Ey Rabbim! Onu rızana kavuştur!” [15]