Saat üçü geçmiş, resmi olarak final haftasına girmiş olmama rağmen uyuyamayınca bari bu incelemeyi yazayım da içimdekileri dökeyim dedim. :)) Ve sanırım yaptığım en uzun inceleme de bu oldu.
Üzerine saatlerce konuşulacak bir kitaptı neticede. :))
Oscar Wilde'nin tek romanı olan Dorian Gray'in Portresi... Uzun zamandır kitaplığımda duran, bir başlayayım bakalım nasıl gidecek diye elime aldığım ve bırakamadığım o kitap...
İlk sayfalarını okurken sonuna, ileride yaşanacak olaylara rağmen hiçbir fikrim yoktu doğal olarak. Birkaç alıntı düşüyordu karşıma. Burada yazılan incelemeleri ilerleyen sayfalarda okuyunca bayağı gerileceğimi, Gray'e kızacağımı anladım.
Peki, Dorian'ın böyle bir insan olması hakkında konuşalım biraz. Başlarda gayet olağan, kibar, utangaç, yanakları kızaran biriydi. Ta ki ressamın ona yaptığı tabloyu görene kadar. :))) O andan itibaren, yaşlanmasını istediği kişinin portesi olmasını istediği andan itibaren kitapta da geçtiği gibi ruhunu şeytana satacağını anlamıştım.
Öyle ki son zamanlara kadar yaptıklarında asla hata bulmuyor, aksine hayatına dokunduğu insanları suçluyordu. Bu durumda ressamın ve Lord Henry Wotton'un da payı çok büyük tabii. Ressam, ona ilk andan beri tabiri caizse tapıyor. Sürekli ama süreli onun güzelliğinden, Dorian'ın kusursuzluğundan konuşuyor. Diğer yandan -her ne kadar bazı cümlelerine minik işaretler koysam da - dünya görüşü çok farklı, her şeyi kafasında aklayan ve Dorian'ı direkt olarak sözleriyle etkisi altına almış bir Henry var. Doğrudan bu iki insandan kötü etkilemesi, Dorian'ın böyle bir insan olmasında çok etkili ki kendisi de bunu ressam ile son görüşmelerinde dile getiriyor. :))
Bugün günümüze bakalım. Yerimizde, yöremizde bulunan bir insanı sürekli övdüğümüzde, onun kusursuz bir yaratık olduğunu vurguladığızda