biz neyiz, biliyor musunuz? biz, düşüncenin kürek mahkumlarıyız. gözümüzü açtığımız andan itibaren, dünyayı başımızın üstünde dengede tutmaya çalışmıyor muyuz? içmek, konuşmak, eğlenmek, belki hayal kurmak, bunların her biri, sürekli seçimde bulunmak değil midir? dünyanın insani ve geleneksel tüm suretleri arasından birini seçip diğer ihtimalleri sürekli itelemek değil midir? her günün sonunda bizi yorgun düşüreceğini bildiğimiz bu çabayı sürdürmek degil midir?
“ o okumamış kadın mendel’i daha iyi anabilmek için en azından onun bir kitabını muhafaza etmişti; bense yıllarca sahaf mendel’i unutmuştum; üstelik de kitapların kendi soluğumuzun ötesinde, insanları kendimize bağlamak ve tüm yaşamların en acımasız düşmanı olan fanilik ve unutmuşluk karşısında kendimizi müdafaa etmek için yaratıldığını bilen ben unutmuştum onu. “
gelgelelim yaşadığı, tanık olduğu her şeyi, gerçeği arayışında fayda sağlayacak bir malzeme olarak görüyordu; sevinçleri de üzüntüleri de buna dahildi. yaşamını her yönüyle kabul etmişti ve yazgısının dolambaçlı yollarında karşılaştığı tüm manevi güçler, ruhuna varıyordu.