İnsanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? Ne diye kendinden nefret edesin ki? Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı!
Sen bir aylak, bir uyurgezersin, bir istiridyesin. Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama taşıdıkları anlam az çok belli: Yaşamanın, harekete geçmenin, bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun; sadece sürüp gitmek istiyorsun, sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun.
Size,
Nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza
Beyaz bembeyaz tabiatımla
‘iyiyim’ diyorum.
Yani aslında korkuyorum
Bütün bunlar kıyamet
Bütün bunlar cinnet
Bütün bunlar cinayet demeye
Bir daha düzeltilemeyecek sözler söylemeye korkuyorum.
Herkesin, her zaman, her yerde karşısına çıkabilen, çoğu zaman fark bile yaratmayan sıradan insanların halleri, acıları, telaşları, kaygıları, yoksunlukları kelimenin tam anlamıyla ağzıma sıçıyor benim.