Devletin, hazine elindeki boş timar ve hâs topraklarını, mukataʻaya, yani özel kişilere kiraya vermesi sonucu, zengin ve nüfuzlu kimseler birçok köy ve çiftliği kontrolleri altına geçirmişlerdir. Bunun genel iltizamdan farkı, devletin sözleşmeyi her an bozma yetkisine sahip olmamasıdır. Kiralama sözleşmeleri çöküş devrinde hazinenin sıkıntısı dolayısıyla, hayat boyu, hatta irsî olarak verilmeye başlanmış, bu yolla mukataʻalar fiilen birer mülk gibi tasarruf olunma yoluna girmiştir. Malikâne denilen bu sistemde, mîrî topraklar ve üzerindeki köylü, mukataʻa sahibine fiilen bağımlı bir hale gelmekte idi. Halbuki, evvelce, mukata'a sahibi köylü idi; tapu sisteminde, köylü, toprağı devletten irsî ve ebedî olarak kiralamış sayılırdı. Köylü, kanûnla saptanmış vergi ve resimleri timar veya hâs sahibine öderdi, başka bir şey ödemeye mecbur değildi. Yeni sistemde, toprağın tasarruf hakkını devletle reâya arasına girmiş olan zengin ve nüfuzlu bir ağalar zümresi elde etmiş olup köylü devlete ait vergilerden başka bu ağalara da ayrıca bir rant ödemektedir. Mukata'a sahipleri, çoğunluğu itibariyle askerî sınıftan idi-ler. Geniş mukata'a topraklarını ele geçirmiş olan ağalar, zamanla mahallî vergilerin toplanması ve asker yazılması, mahallî asayişin sağlanması gibi idarî görevleri de yüklenerek âyânlar devrini açmışlardır. Bu gelişme, 18. yüzyılın ikinci yarısında tam anlamıyla idarî-siyasî bir mahalîleşmeye (decentralization) yol açmış, vilâyetleri toptan ele geçiren irsî hânedânlar yükselmiştir. Sonuçta, devletin toprak ve reâya üzerindeki kontrolü ve egemenlik hakkı zayıflamıştı. Böylece, klasik Osmanlı rejimi tarihe karışmış, âyanlar döneminde feodalleşmiş imparatorluk rejimi onun yerini almıştır. Büyük mukataʻa sahipleri ve âyânların ortaya çıkışına denk önemli bir gelişme de