Bakın Rasih Nuri ne diyor: a) Atatürk zamanında sıkı bir Sovyet dostluğu vardır. b) Kısa dönemler haricinde klasik sol neşriyat serbesttir. c) Yasak olan sol örgütlenmeye karşı verilen cezalar şaşılacak kadar hafiftir. (1925'te Şefik Hüsnü iki davadan toplam bir buçuk yıl hüküm giymiş.) Ya şu saptamasına ne buyrulur: Kemal Paşa döneminde nice sıkıyönetimler yaşanmış, isyanlar görülmüş, İstiklâl Mahkemeleri işlemiştir, buna rağmen çok ağır hüküm giyen tek solcuya rastlanmaz, oysa sağcılardan asılanlar vardır. Glasneck, Sperniyev, Petrosyan gibi tarihçiler Anadolu ihtilâlinin emperyalizme karşı, özgürlükçü ve bağımsız bir demokratik devrim olduğunda birleşmektedirler. Kemal Paşa'nın ölümünden itibaren tutum değişmiş, İnönü diktası, seçkin aydınlarla eşraf ve bürokrasi üçgenine dayanan, savaş vurguncularıyla el altından işbirliği yapan merkeziyetçi bir dikta olarak oluşmuştur. Avrupa'da etkisini şiddetle artıran Naziliğin ve faşistliğin, İnönü dönemi CHP'sini etkilediği, Saraçoğlu'ndan başlayarak da yüzeysel batıcı faşizan bir dikta uygulamasına geçildiği meydandadır.
Sayfa 52
Alıntı
Serp Gözlere Bir Mahmurluk
“Sarhoş Rasih benim adım” “Ben babama çok benzerim” “Siyasetten hiç hoşlanmam” “İşte budur benim de gıdam” Herkeste var bir iptila Küçüklere emzik daya Büyüklere mevki paye At bir kemik aç kurtlara Bütün bunlan kanmayana İçir de rakıyı doya doya Kimi servet kokusunda Kimi spor totosunda Kimi kadın tutkusunda Bu miskinler tekkesinde Herkesin ağzında bir marpuç Eshabı keyf uykusunda Sen bilirsin bir iki Ben bilirim on iki Boşuna değil bu ikramlar Var bunun elbet bir hikmeti Serp gözlere bir mahmurluk Ki görmesinler gerçeği “Şimdi ben buradan giderim” “Bütün barları gezerim” “Yüz dirhem daha içerim” “Evde karıdan dayak da yerim”
Sayfa 47 - Yapı Kredi Yayınları, Sarhoş Rasih·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Demokrasi seçim bitene kadardı
Temel: Susalım arkadaşlar. Yeni muhtarınız Keşanlı Ali faaliyet programını okuyacak. Sarhoş Rasih: Ne vakit yazmış ki? Nuri: Dün gece istidacı Derviş Dayı’yla birlikte kaleme aldılar. Sipsi: Amma iştahlı imiş. Ali: Susun ulan. 1. Kondulu: Demokrasi var. Fikir beyan etmek yasak mı? Temel: Kes sesini be. Bak hâlâ söyleniyor. Nuri: Demokrasi seçim bitene kadardı.
Sayfa 45 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Satın alınarak devlet bünyesine dahil edilen işletmelerden bir diğeri ise İstanbul Türk Anonim Elektrik Şirketidir. İstanbul şehrinin elektrikle aydınlatılması maksadıyla 1910 yılında gerçekleştirilen ihaleyi merkezi Budapeşte'de olan Ganz Anonim Elektrik Şirketi kazanmıştır. Bu işletme, Banque Générale de Crédit Hongrois ve Banque de Bruxelles ile ortak olarak Osmanlı Anonim Elektrik Şirketi adında bir işletme kurmuştur. Şirket, 1911 yılında Silahtarağa'da bir elektrik fabrikası inşa etmiştir. Şebekeye ve abonelere 11 Şubat 1914'den itibaren elektrik hizmeti sağlamaya başlamıştır. Şirketin satın alınarak millileştirildiği Resmî Gazetede 9 Temmuz 1938'de yayınlanmıştır. Satın alma müzakerelerini Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini temsilen Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya, şirket adına ise M. Hanri Spesial gerçekleştirmiştir. Yapılan anlaşmanın birinci maddesine göre Şirket, imtiyaz haklarını ve menfaatlerini, İstanbul'un Anadolu, Avrupa yakalarında ve Adalarda olan elektrik tesisatını, transformatörlerini, tesisatını, şebekelerini, müştemilatını, Silahdarağa'daki merkez fabrikasını, mağazalarını, depolarını, yağ, kömür ve çeşitli elektrik aletlerini, muayene ve makine cihazlarını, nakil araçlarını, binalarını, arsalarını, demirbaş eşyalarını, menkul ve gayrimenkullerini hükümete devretmiştir. Hükümet sekizinci maddeye göre imtiyazın satın alınması ve işbu anlaşma doğrultusunda şirket tarafından devredilen ve temlik olunan mallarla hakların ve menfaatlerin karşılığı yüzde beş faizli 1938 Türk borcu tahvilleri namı ile çıkaracağı itibari resülmali bir milyon sekiz yüz yetmiş üç bin İngiliz lirası olan taşıyanına yazılı her bir on İngiliz liralık yüz seksen yedi bin üç yüz adet birlik tahvilâtı işletmeye vermeyi taahhüt etmiştir. Mecliste şirketin millileştirilmesi hususunda
Mavi Gök Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Churchill’in azınlıklara dair sözlerine içerleyen Doktor Mürsel gözlüklerini düzeltti, sesi de değişti. -Muhterem Efendim; yüzyıllardan beri beraber yaşadığımız bu insanları incitmemek için milletçe azami dikkat gösterdik. Şimdi bunların yaptıkları nedir? Ziya Gökalp’in durgun yüzünde belli belirsiz bir ışık dolaşıp, silindi: -Mürsel Beyciğim, herkes seciyesinin icabını yapar. Müderris Rasih Efendi de kuşkusunu dile getirdi: -Ne dersiniz Ziya Bey, dayanabilecek miyiz?
Sayfa 28 - Ötüken
Alıntı
Hüzün insana biraz da dünyanın faniliğini, her şeyin gelip geçiciliğini hissettiriyor galiba. Hüzün dalgası yüreğimize geldiği zaman, "Bu dünya bizim yurdumuz değil" diyoruz. Daha ötelerde bir yurdumuz var ve hüzün o ebedi âlemi hatırlatıyor. Bu geçicilik ve hüzün hissi, insanı daha mütevazı kılıyor. Hüzünlü bir insan bir başkasını kıramaz, kalp kıramaz, yeryüzünde firavunluk taslayamaz. Hüzünlü bir insan, etrafıyla iyi geçinmek ve iyilik yapmak ister. O yüzden hüznümüzü korumamız lazım diye düşünüyorum. Hüznümüzü modern psikiyatriye kurban vermeyelim. Çünkü modern psikiyatride her şeyi hastalık olarak etiketleme eğilimi var. Modern psikiyatri hüznü de tedavi edebileceğini ileri sürüyor. Ben diyorum ki; hüzün, bizim hassasiyetle korumamız gereken bir şey. Bağdatlı Râsih’in çok güzel bir beyti var: Dilde gam var şimdilik lütfeyle gelme ey sürûr, Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne
Sayfa 105·Kitabı okudu