İlişkiler niye bu kadar zor? İnsanlar ne kolay, ne çabuk patır kütür evleniyorlar çevremde. Ben ise daha birlikte yaşama adımını bile atmadığım yirmi aylık beraberliğimde mütemadiyen varoluş savaşı veriyorum. Bir ilişki içinde var olmayı hiç bilmediğim için mi savaş gibi geliyor yaşadıklarım? Birken iki olmak benliğimi teslim etmeden nasıl olacak? O kolayca evleniveren arkadaşlarım nerede, ne zaman öğrenmişler bir ilişkide var olabilmeyi?
İstiyorum ki birisi kulağıma bu işin sırrını fısıldasın ve bu sır, bulutların ardından bir anda sıyrılan güneş olsun! (Ama ne olur o sır, fedakarlık ve tavizden bahsetmesin. Kendimi tastamam hissettiren her bir parçamla bütün olarak bir ilişki içinde durmayı öğretsin!)
Suçlu çocuk yoktur, suçlu sistemdir. Ekonomik sorunlar başta olmak üzere, düzenin her yeri kokusmustur. Düzen değişmediği sürece topragimizi cocuklarimizi, kadınlarımızı öğretmenlerimizi koruyamayiz. Toprağa sahip çıkana sahip çıkmadiniz, aydınlarımızin hepsi içeri tikilirken sahip çıkmadiniz ekmeğinize asiniza göz koydular sahip çıkmadiniz, çocuklarımız mesemlerde peşkeş çekildi sahip çıkmadiniz, okullarda sadece akademik bilgilere dayalı eğitime karşı çıkmadiniz, çocukların bütün sosyal hakları elinden alındı sahip çıkmadiniz...
Ve daha sayacak sayfalarca sosyolojik ekonomik ideolojik sorunlar...
Şimdi bütün suç çocukta mi?
Emile Durkheim’ın “suç toplumsal bir olgudur” yaklaşımıyla uyumludur. Ancak Travis Hirschi şöyle der: "birey toplumsal etkiler altında olsa da seçim yapar."
Suça sürüklenen çocuk vardır; ama bu çocuk hem kendi eyleminden sorumludur hem de onu bu noktaya getiren toplumsal koşulların ürünüdür.
Diye düşünüyorum.