Puan vermedi·504 syf.··
2026 403. kitabı
Kafamda Bir Tuhaflık, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un hem bir boza satıcısının öyküsünü hem de İstanbul’un kırk yıllık dönüşümünü muazzam bir maharetle aktardığı epik bir modern klasiktir. Roman, alt sınıf bir ailenin gözünden şehrin sosyo-politik tarihini, sokaklarını, göç dalgalarını ve modernleşme sancılarını merkezine alır. Hikaye, 1969 yılında Orta Anadolu’dan İstanbul’a göç eden boza ve pilav satıcısı Mevlut Karataş’ın hayatı etrafında şekillenir. Mevlut, İstanbul’un hızla büyüyen, gecekondulardan gökdelenlere evrilen o kaotik yapısında ekmeğini taştan çıkaran, saf, iyi niyetli ve melankolik bir karakterdir. Yanlışlıkla kaçırdığı ve büyük bir aşkla bağlandığı eşi Rayiha ile kurduğu hayat, akrabalarının hırsları, şehrin değişen yüzü ve sokakların sesi onun dünyasını inşa eder. Mevlut geceleri İstanbul sokaklarında "Boo-zaaa" diye bağırarak dolaşırken, sadece bozayı değil, geçmişin kokusunu ve şehrin kaybolan ruhunu da taşır. Kafasındaki o dinmeyen "tuhaflık" ise onu etrafındaki herkesten farklı kılar; o, dünyanın hengamesine rağmen içindeki saflığı korumayı başaran bir sokak filozofudur. Orhan Pamuk, Mevlut’un kırk yılı aşkın serüvenini anlatırken, arka planda Türkiye’nin siyasi çalkantılarını, din ve modernite çatışmalarını, mahalle kültürünün yok oluşunu çok sesli bir anlatım tekniğiyle sunar. Roman, şehre ve insana duyulan derin bir sevginin, aidiyetin ve asla tükenmeyen bir umudun edebi anıtıdır.
Kafamda Bir TuhaflıkOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202416,3bin okunma
Puan vermedi
Kitabı az önce bitirdim. Ama Sinan Akyüz’ün diğer kitapları gibi içimde fırtınalar koparmadı; daha çok hoş bir rayiha bırakıp geçti. Belki de bu, acıların içindeyken nasıl devam edilebildiğinin hikâyesiydi. Bana bazı Türk klasiklerini anımsattı. Sanırım biz coğrafya olarak hüznü seviyoruz; negatifliklere üzülmeyi, yarım kalmışlıkları, içe işleyen kırgınlıkları… Hikâyelerimiz çoğu zaman mutlu sonlara değil, sessiz kabullenişlere ve eksik kalmış mutluluklara gebe oluyor.
Fidan HanımSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 2025863 okunma
Reklam
7/10
·504 syf.··
2026 20. kitabı
Kafamda Bir Tuhaflık romanı, 1960 yılların başlarında Konya Beyşehir’den İstanbul’a göç eden Aktaş ve Karataş ailelerinin elli yıllık tutunma hikâyesini merkeze alıyor ve göç, toplumsal dönüşüm, bireysel varoluş sancıları onları kucaklayan İstanbul özelinde dinliyor, okuyoruz. Romanın en dikkat çekici tarafı ana karakter Bozacı Mevlut. Gündelik yaşamımızda sürekli karşılaştığımız -sıradan deniyor buna, çok kırıcı da olsa- akılda yer etmeyen ve ekmeğinin gayesinde olan bir gariban. Kafamda Bir Tuhaflık, sanırım ilk asgari sınıfı vatandaşının konu edildiğini gördüm; genelde orta sınıf karakterlerden oluştuğu herkesçe bilinen bir gerçek: "Cevdet Bey ve Oğulları’nda Cevdet ve Nusret Kardeşler; Kara Kitap’ta Celal Salik, Rüya, Galip, Sessiz Ev’de Selahattin Darvınoğlu ve torunları, Beyaz Kale’de Hoca ve Venedikli; Yeni Hayat’ta Osman, Canan ve Mehmet, Benim Adım Kırmızı’da nakkaşlar; Kar’da Şair Ka," gibi kahramanlar hep orta sınıf karakterlerdir. Karakterler arası sınıfı farkı değişim gösterirken, Pamuk'un romanlarında asla değişmeyen şeyin "akraba evlilikleri" gerçeğini de vurgulamak gerekiyor ve bu konudan rahatsızım açıkçası. NBC gibi taşrayı anlatmayı seven Pamuk'un İstanbul'a bir rol verip onu başrol yapması, bence romandaki en isabetli karar. Rayiha ve Samiha'nın meselesi ise benim hoşlanmadığım ama taşradan gelen insanların hikayesi konusunda oldukça gerçekçi olduğunu kabullenmek zorunda kaldım. Koskoca romanda, sadece "Rayiha" karakterini sevdim diyebilirim. "Samiha, Mevlut, Bayram, Süleyman, Mustafa..." gibi karakterlerin hepsinin falsosu, hepsinin oyun içinde oyun çevirdikleri okumak, sevmemek için yeterince büyük bir neden. Rayiha, gri bir karakter değil, düpedüz iyilik timsali ve normalde yapmacık bulsam da, bana en çok geçen kişi oldu duruşuyla. Kafamda Bir
Kafamda Bir TuhaflıkOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202416,3bin okunma
Puan vermedi·318 syf.··
2026 40. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 09:24
Amin Maalouf ’un o eşsiz dünyasında, Semerkant’ın ilk iki bölümü insanın ruhuna adeta bir kerpiç evin serinliği ya da çöl rüzgârının fısıltısı gibi işliyor. Ömer Hayyam’ın Nişabur’daki o dik başlı, hakikate düşkün haliyle sokaklarda yürürken, aslında sadece bir şairin hayatına değil; bir medeniyetin en parlak ve en sancılı doğumuna şahitlik ettim. Rubaiyat’ın satır aralarına sızan o “an”ın kıymeti, insanın varoluşsal sancılarıyla birleşince, kendimi 11. yüzyılın o tozlu ama bir o kadar da parıltılı atmosferinde, medreselerin gölgesinde tek başıma otururken buldum. Hasan Sabbah’ın keskin zekâsı ile Nizamülmülk’ün devlet aklı arasında sıkışan o kadim Doğu, insanın içindeki iktidar hırsı ile bilgelik arayışının ebedî çatışmasını ne kadar da naif ama sarsıcı anlatıyor. Ancak kitabın sonraki bölümlerine geçtiğimde, o ilk baştaki büyüleyici dumanın dağıldığını hissettim. Belki benim o anki ruh hâlimden, belki de hikâyenin yön değiştirmesinden kaynaklı bir kopukluktu; sanki rüzgâr bir anda yön değiştirdi de yelkenler boşaldı. İlk kısımlardaki o tarihî dokunun yoğunluğu yerini daha farklı bir tempoya bıraktığında, kitap benim için biraz duruldu; o eski akıcılığını kaybetti. Hayyam’ın evreninden çıkıp modern zamanların izlerine doğru yol alırken, içimdeki o ilk heyecanın yerini bir parça durgunluğa bıraktığını itiraf etmeliyim. Yine de o ilk yarıda aldığım tat, damağımda hâlâ unutulmaz bir rayiha olarak duruyor.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 200174,8bin okunma
Puan vermedi·504 syf.··
2026 4. kitabı
# Benimadımkırmızı dan sonra #orhanpamuk la devam etmek istedim. # kafamdabirtuhaflık ‘ı çok severek ve hızlıca okudum. Hem anlatımı hem de konusuyla çok sürükleyici bir roman. 1950’ li yıllarda babasıyla birlikte Beyşehir’den İstanbul’a gelen saf kalpli, dürüst Mevlüt’ün hikayesini okuyoruz.Mevlüt, babasıyla yoğurtçuluk yaparken İstanbul’u, insanları ve hayatı tanıyor. Köyden kaçırdığı Rayiha ile tek göz bir evde mesut yaşarken gece gündü çalışsa da hep geçim sıkıntısı çekiyor. Gündüz nohut pilav satarken geceleri boza satıyor. Hayatı boyunca bozacılığı asla bırakmıyor. Çünkü hiçbir zaman ait olamadığı bu kentte geceleri karanlık sokaklarda yürürken kendini iyi hissediyor.Belki de gerçekten var olabiliyor. Kimseye yalakalık yapmayan, dürüst Mevlüt, zenginleşen amcaoğlularının aksine zar zor geçiniyor. Roman aynı zamanda ellili yıllarda başlayan göçlerle gecekondularla dolan tepelerin 2000’li yıllarda plaza ve kulelerle kaplanmasının hikayesini de anlatıyor. Bu bağlamda iktidar - çıkar ilişkileri, sosyolojik değişimler de gözümüzün önüne seriliyor. Bu hikaye benim kişisel tarihimle de bir yerde kesiştiği için okumaktan keyif aldım. 90’lı yıllarda üniversite okumak için gittiğimde bu gecekondulaşmadan şehirleşmenin başlangıcıydı sanırım. Sonraki yıllarda ara ara gittikçe İstanbul’ a bu değişimin ne kadar ivme kazandığını gördüm. Bir zamanlar her ilçede bir Anadolu şehri yaşardı ama sonradan ne kadar İstanbullu oldular tartışma götürür. Bir de kitabı okurken o gecenin karanlığını delen bozacıların sesini duydum sürekli. Bir taşralı olarak ben bozayı da bozacıları da hiç tanımamıştım. İlk defa bunu duyduğumda şaşırmıştım. Yazarın bozayı ve bozacıyı seçmesi tesadüf değil elbette. Değişen, oburca büyüyen bir şehir ve bozulan insanların karşısında özündeki iyiliği
Kafamda Bir TuhaflıkOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202416,3bin okunma
En sevdiğim kitap..
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
Bu zamana kadar kendi çapımda çok kitap okudum. Hani bazı kitaplar insanda bazı hisler uyandırır ardında bazı rayiha bırakır, bu kitap benim için çok özel. Okuyalı çok uzun seneler oldu ama senede bir kere açık bakarım. Bence herkesin kendinden bir detay bulabileceği bir kitap. Sanki kitap boyunca herkesin çok sevdiği bir büyüğünüz size bazı şeyler anlatıyor. Çok, çok güzel bir kitap. Ezberlediğim kısımları, hayatta başıma gelen olayların ardından zihnimde yankılanır…
Psikoloji
Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir HayvandırAhmet Şerif İzgören · Elma Yayınevi · 202428,1bin okunma
Reklam
Reklam