Dinle: youtu.be/4XhJ2Kwc3no
İnsan yolunu kaybetti. Çare aramasını da bilmiyor. Hiçbir şeyin gerçek kaynağına inemiyor. Çünkü her şey aslından çok uzaklarda. Yanı başındaki insana bile sesini duyuramazken, nerde kaldı köprüler. O köprünün altından da çok sular aktı. Belki hayatımız el değmemiş bir dere akıntısına dönüşür. Kayalara çarpsak da gocunmayız kim bilir. Belki de taştan taşa çarpmaya ihtiyacımız var.
Hüznüne sarılmalı insan. Ondan kaçmamalı. Tebessüm sadakadır, kahkaha bizden yana olmadı hiç. Allah, sokak ortasında kahkaha atmaktan korusun. Sessiz bir hüzündür bize lazım olan. Gürültüsüz bir hayat. Pişmanlık sessizdir, mahcubiyet sessizce yaşanır. Sevincin sesi çok uzaklardan duyulurken, hüznün hiç sesi çıkmaz. Keder gariptir, yalnızdır çünkü. Kahkaha atanların mutlu olduğu sanılır, gerçek hiç de öyle değildir. Kahkaha, tebessümün büyümesinden oluşmaz; aksine, insanın içinde yaşadığı bunalımların ve tezatlıkların bir volkan gibi patlamasından başka bir şey değildir. Ben aslında böyle değildim, bana neler oluyor, neden duygularıma mukayyet olamıyorum, nefes alış verişlerim bile değişti. Sık sık. Yetmiyor, oksijen açlığı çekiyorum, insan açlığı çekiyorum ama insan yorgunuyum da.
Oysa gürültü azalıncaya, sis bulutları dağılıncaya, insanın gözünü kör eden ışıltılar soluncaya kadar bekleyebilse insan, zamanın her şeyi olması gereken şekline dönüştürdüğünü görecek. Beklemeyi beceremediğimiz için, giderken sürekli arkamıza bakmak zorunda kalıyoruz. Gözümüz hep arkada kalıyor. Ya yeterince bekleyemiyoruz, ya da çok bekleyerek ömrümüzü çürütüyoruz. İnsan, ne yaparsa yapsın, beklemeyi bir türlü öğrenemiyor. Oysa her şeyin üstünden biraz zaman geçince konuşmalar yerini sükûnete bırakıyor, sancılar azalmaya başlıyor. Yüzdeki çizgiler arttıkça bilinç
Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın!Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
Önemli olan;hayatta,''en çok şey'e sahip olmak değil,''en az şey'e ihtiyaç duymaktır.
Sözün özü, modern insan "insan" olmaktan vazgeçti, hal böyle olunca sadece kendisini değil, aşkı da kaybetti.
Sorulduğu için söylüyorum: Hayvanlığın tezahürlerine "aşk" adının verilişi, aslında bu kaybediş öyküsünün başlangıcıyla eş zamanlıdır.
Ah, ki ne ah!