Ahlak yasaları her zaman kusursuz değildir. Aztekler gün ışığının kararacağından korktukları için insan eti yemeyi acı bir görev sayarlardı. Bilimleri yanlıştı; kurban ettikleri insanlara birazcık sevgi duysalardı belki bilimsel hatalarının da farkına varabilirlerdi. Güneş ışınlarından hamile kalırlar korkusuyla kızlarını 10 - 17 yaş arasındayken karanlığa hapseden kabileler var. Peki modern ahlak yasalarımızın, ilkellerin bu uygulamalarıyla hiçbir benzerliği olmadığından emin misiniz? Yalnızca gerçekten zararlı şeyleri veya aklı başında hiçbir insanın savunamayacağı aşağılıkları yasakladığımızdan emin misiniz? Ben pek değilim. Şu an geçerli olan ahlak, yararcılık ve batıl inancın tuhaf bir karışımı özelliğinde ama batıl inanç kısmı doğal olarak daha güçlü, çünkü ahlak kurallarının kaynağı batıl inançtır.
Yoksul insanların boş zamanları olması düşüncesini varlıklılar öteden beri tiksintiyle karşılamışlardır. XIX. yüzyılda İngiltere'de erkekler için günlük olağan çalışma süresi on beş saatti; çocuklar genellikle on iki saat, ama çok kere de yetişkin erkekler kadar çalışırlardı. Ukala işgüzarlar bu çalışma saatinin çok fazla olduğu düşüncesini ileri sürdükleri zaman onlara, çalışmanın yetişkin erkekleri içkiden, çocukları da yaramazlıktan alıkoyduğu söyleniyordu. Çocukluğunda, şehirli erkek işçilerin oy hakkını kazanmasından az sonra, resmi tatil günleri yasalaşınca, üst sınıflar çok kızdılar. Yaşlı bir düşesin şöyle dediğini hatırlıyorum: "Tatil yoksulların nesine gerek? Onlar çalışmak zorundadır." Gerçi zamanımızın insanları bu düşes kadar açık yürekli değiller; ama aynı duygu onlarda da güçlüdür ve bu duygu, içinde bulunduğumuz tutumcu keşmekeşin asıl kaynağıdır.