Bilge kan
Flannery o'connor
Yazarın ilk kitabı,1930lu yıllar amerikasında geçiyor konu,bir arayış ve bulamayış öyküsü medeniyetin çizgileri ve barbarlığın handikapları ile dolu kitapta hazel motez ile birlikte yağmur,çamur demeden düşsel yolculuğa çıkıyorsunuz.
Sinema önlerinde vaazlar ki isa'sız kiliseden yola çıkarak dini sorguluyor.
Ali'siz alevilik bir dönem bizdede sorgulanmıştı.kafalarda soru işareti bırakan fakat gelenekselleşmiş kalıplardan kopamayan toplumlar,sorgulamaya bile kör,sağır ve dilsiz kalmışlardı.
Kolay yormadan okunan bir kitap,beğendim,gotik edebiyata iyi bir örnek teşkil ediyor,fonda karanlık tipler,anlaşılmaz kişiler,olaylar var.
Kurt Vonnegut‘un “Benim kuşağımın en büyük hikâyecisidir” dediği Flannery O’Conner‘ın Everest Yayınlarından çıkan romanı Bilge Kan, kusursuz üslubu,sıradışı kurgusu ve akıl almaz konusu ile okura kaosu vaadediyor.
Kitabın sonlarına doğru geçen şu bölüm, okurlara bir fikir sunabilir.
“Haze’in cebinden para düştüğünü, fakat eğilip almaya zahmet bile etmediğini görmüştü. Bir gün, odasını temizlerken, odasında dört banknot ile birkaç madeni para buldu. O sırada Haze yürüyüşten dönmüştü. “Bay Motes” demişti kadın, “çöpte bozuk paralar var. Çöp tenekesinin nerde olduğunu biliyorsun. Nasıl böyle bir hataya düştün?”
“Artmıştı para,” dedi Haze. “İhtiyacım yoktu.”
Kadın kendini Haze’in sandalyesine bırakıverdi. “Her ay atıyor musun parayı?” diye sordu biraz sonra.
“Artınca sadece,” dedi Haze.
Haze muhafazakar anlayışa pasif anarşist bir tavır alarak birseyleri değişterebileceğini sandı oysa değişen birsey yoktu ve bu durum onda hissizleşmesine ve hiç birseye umarı kalmamasına,önce hiçliğe,sonra yok oluşa sürükledi.
otuz dokuz yaşındayken ölen bu güçlü yazarla birlikte güney amerika edebiyatı,bana göre en yetenekli