rdfrost

rdfrost
@rd_frost
Yoksul insanların boş zamanları olması düşüncesini varlıklılar öteden beri tiksintiyle karşılamışlardır. XIX. yüzyılda İngiltere'de erkekler için günlük olağan çalışma süresi on beş saatti; çocuklar genellikle on iki saat, ama çok kere de yetişkin erkekler kadar çalışırlardı. Ukala işgüzarlar bu çalışma saatinin çok fazla olduğu düşüncesini ileri sürdükleri zaman onlara, çalışmanın yetişkin erkekleri içkiden, çocukları da yaramazlıktan alıkoyduğu söyleniyordu. Çocukluğunda, şehirli erkek işçilerin oy hakkını kazanmasından az sonra, resmi tatil günleri yasalaşınca, üst sınıflar çok kızdılar. Yaşlı bir düşesin şöyle dediğini hatırlıyorum: "Tatil yoksulların nesine gerek? Onlar çalışmak zorundadır." Gerçi zamanımızın insanları bu düşes kadar açık yürekli değiller; ama aynı duygu onlarda da güçlüdür ve bu duygu, içinde bulunduğumuz tutumcu keşmekeşin asıl kaynağıdır.
Sayfa 15
Siyaset
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Çocukların, geleneksel bilgiyi emmek zorunda olmaları nedeniyle, doğru veya yanlış, haklı veya haksız büyüklerin onlara söyleyeceği her şeye inanacakları olasılığı çok acıdır, ama başka türlüsü de olası değildir. Yetişkinlerin onlara söylediği birçok şey doğrudur ve kanıtlara dayanır veya en azından mantıklıdır. Fakat eğer bu söylenenlerin bir kısmı yanlış, aptalca ve hatta ahlaksızcaysa çocukları bunlara da inanmaktan koruyacak hiçbir şey yoktur. Peki çocuklar büyüdüklerinde ne yaparlar? Elbette bunu bir sonraki çocuk nesline anlatırlar. Bu yüzden bir şeye güçlü bir şekilde bir kere inanıldığında (ilk ortaya çıktığında ona inanmak için herhangi bir neden olmasa bile) o şey sonsuza kadar gidebilir. Dinlerde olmuş olan şey bu olabilir mi? Bir Tanrı veya Tanrılar olduğu inancı, Cennet inancı, Meryem'in hiç ölmediği inancı, İsa'nın hiç insan babasının olmadığı inancı, dualara cevap verildiği inancı, şarabın kana dönüştüğü inancı; bu inançların hiçbiri düzgün bir kanıta dayanmaz. Yine de milyonlarca insan bunlara inanır. Belki de bunun nedeni, her şeye inanacak kadar küçük yaştayken bunlara inanmalarının söylenmesidir. (...) Bütün bunlar hakkında ne yapabiliriz? Bu konuda senin bir şey yapman kolay değil çünkü sen sadece on yaşındasın. Ancak şunu deneyebilirsin. Bundan sonra birisi sana önemliymiş gibi gözüken bir şey söylerse, kendi kendine söyle düşün; 'Bu, insanların olasılıklı kanıtlar dolayısıyla bildiği türden bir şey mi? Yoksa bu, insanların sadece gelenek, otorite veya vahiy yüzünden inandığı türden bir şey mi?' Bundan sonra biri sana bir şeyin doğru olduğunu söylediğinde, neden onlara şunu sormayasın: 'Bunun için ne gibi bir kanıt var?' Sana iyi bir cevap veremezlerse, umarım sana söylediklerinin tek kelimesine bile inanmadan önce çok dikkatli düşünürsün. Seni
Sayfa 346
Bilim
Bütün varolan yasalar sonuçta sıkıyönetim yasalarıdır.
Sayfa 193
Siyaset
Resimdeki canlılar* toz akarları. Örümceklerle uzaktan akrabalar ancak göze beneklerden başka bir şey olarak görünmeyecek kadar küçükler. Her evde onlardan binlerce bulunur, her halı ve yatak onlarla kaynar. Eğer ilkel insanlar onları biliyor olsalardı, onların varlığını açıklamak için nasıl söylenceler ve efsaneler yaratırlardı kim bilir! Ama mikroskop icat edilmeden önce bu canlıların varlıkları hayal bile edilemezdi, bu yüzden onlar hakkında bir söylencemiz yok. Ayrıca ne kadar küçük olurlarsa olsunlar, bu akarlar bile yüz trilyondan fazla atoma sahip. Toz akarları görülmek için çok küçüktür ama onları oluşturan hücreler daha da küçüktür. Onların, ve bizlerin, içimizdeki çok sayıdaki bakteri ise daha da küçüktür. Ve atomlar bakterilerden de küçüktür. Tüm dünya son derece küçük, gözle görülemeyecek kadar küçük şeylerden oluşmuştur. Ama buna rağmen hiçbir söylencede hatta her şeyi bilen tanrı tarafından gönderildiği düşünülen kutsal kitaplarda bile onların sözü edilmez! Baktığınızda bilimin sabırla ortaya çıkardığı bilgiyi (de) içermediklerini görürsünüz. Evrenin ne kadar büyük ve kaç yaşında olduğunu söylemezler, kanseri nasıl tedavi edebileceğimizden söz etmezler, yer çekimini ya da içten yanmalı motoru açıklamazlar, nükleer füzyondan ya da elektrikten ya da anesteziklerden söz etmezler. Aslında, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde kutsal kitaplardaki hikayeler, o hikayeleri anlatmaya başlayan insanların dünya hakkında bildiklerinden fazlasını içermezler! Eğer bu "kutsal kitaplar" gerçekten her şeyi bilen tanrılar tarafından yazılmış, ya da yazdırılmış ya da vahiy edilmişlerse, sizce de bu tanrıların tüm bu yararlı ve önemli bilgiler üzerine bir şeyler söylememiş olmaları garip değil mi?
Sayfa 94
Bilim