Duydum bana sevgin dünya kadarmış
Anladım dünyanın dar olduğunu
Gel yalanlar söyle, seni sevdim de
Gidiyor olsanda sana geldim de
Doğruyu söyleme günün birinde
Söyleme ellere yar olduğunu...
Yıldız Kenter
O dağ köyünde yıldızlar, ışıkla gökyüzünün damarlarını çizerlerken, sessizlik ve soğuk, karanlığı cisimleştiriyorlardı. Sanki, -nasıl anlatayım bilmiyorum- tüm katı şeyler, bizi çevreleyen semavi alanda buharlaşıp uçuyor ve bizi bireysellikten çıkartıyormuş ve sonsuz karanlığa daldırıyormuş gibiydi. Yıldızlı gökyüzünün önüne geçen, sahneye perspektif kazandıran bir tek bulut bile yoktu. Birkaç metre ötedeki bir sokak lambasının cılız ışığı, etrafı saran karanlığın rengini solduruyordu.
Soğuk kudret ve güçlü kin, ortak ihtiyaç olan yaşamak ve birbirlerinden yararlanmak için, nefrete rağmen, devasa maden ocağında birleşiyor, eğer bir gün bir madenci kazmayı zevkle alır ve ciğerlerini zehirlemeye bilinçli bir neşe ile gider mi göreceğiz. Diyorlar ki, bugün dünyanın gözlerini kamaştıran kızıl berrak ateş oradan geliyor, bu böyle, böyle diyorlar. Ben bilmiyorum.
Kastlara dayalı bu absürd düzenin ne zamana kadar devam edeceğinin cevabını bilmiyorum, ama şu anda yönetenler, bir idare biçimi olarak iyi yürekliliklerini göstermek ve sosyal yararlılık çalışmalarının borcunu ödemek için daha az zaman ve daha fazla para, çok daha fazla para harcıyorlar.