Çoğu zaman yürümek eyleminden söz etse de metafor olarak da kullanmış bazen. Yürümenin erdemli bi icraat olduğundan söz eden , konu dışına sıklıkla çıkan, kendiyle çelişen ve Hristiyanlıktan çokca söz eden bir kitap. Hacılar(hristiyan) için yazdığı bölüme gelince okuma isteği kalmadı zorla bitirdim kitabı. Çünkü yürümek söz ettiği hacılar için amaç değil araçtır. Söz ettiği çoğu kişi için dahil. Birkaç yazar, felsefeci, din adamı ve benzerlerinin kısa hayat hikayelerini anlatıp bir şekilde yürümeye bağlayıp devam edip duruyor.
Kitapta asıl vermek istenilen mesaj; bedenin sürekli ve otomatik efor sayesinde zihnin insanın emrine amade olmasıdır. Bu kısımlarını sevip bişeyler almadım değil kitaptan ama gerisi tekrardan başka birşey değil.
Ne sıra sıra ağaçlar, ne uykuya yatmış gibi sakin manzaralar ne de her yerde hayaleti andıran maviye çalan sabah sisiyle karşılaşırız. Günümüzde sabah hayaletleri vardır. Güneşten önce davranıp yürüyerek, hayır, koşarak hayatını idare ettirmek için işlerine yetişmeye çalışan uykusuz, robotlaşmış hayaletler vardır. Sabah sisi değil motor kusmuğunun güzelim koku ve manzarası vardır. Doğayı unutmamamız için, doğayı anımsatan beton blokları arasında kendi haline bırakılmış küçücük yeşillikler vardır. Değerini çok iyi bildiğimiz mangal parkları. Velhasıl günümüz için pek de geçerli değildir söz edilen ‘tembellik’. Siddhartha’nın işine yarar ancak.
Kinik yaklaşım ve sürekli yürüyen felsefecilerden söz ettikten sonra birden ‘iyi olma halleri’den söz etmeye başlayıp ‘neşe’ hakkından bir iki sayfa yazdıktan sonra, ‘Yürürken sürekli duyulan gümbürtüdür’ diye bağlaması bende resmen birkaç yeni pencere açtı’’’
Beni çıldırtan bir alıntı ekliyorum şimdi. Paris’te bir parkta yüreyen kadınlar için ‘alıntıladığı’ yazı: Taze güzellikleryle genç kızlar,