Yaşam dediğimiz şey, karanlıkta yakılan ve hemen ardından sönen bir kibritten farksızdır. Er veya geç ulaşılan sonuç ise... onun anlamdan yoksun kalmasıdır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mesele şudur: modern insanın varoluşunun aşağı yukarı yüz bin yıllık geçmişi zarfında homo sapiens genomunu yontan iki kuvvet, rastgele mutasyon ile doğal seçilimdi. Şimdi, tarihte ilk kez, sırf yaşayan her insanın DNA’sını değil gelecek nesillerin de DNA’sını düzenleme yetisine sahibiz; işin özünde, şimdi kendi türümüzün evrimini yönlendirme yeteneğimiz bulunuyor.
Milyarlarca yıldır yaşam, Darwin’in evrim kuramına göre ilerledi: organizmalar bir dizi rastgele genetik çeşitlenme vasıtasıyla gelişiyordu. Bu çeşitlenmelerin bazıları, hayatta kalma, rekabet, üreme açısından üstünlük bahsediyordu. Şimdiye dek kendi türümüzü de bu süreç şekillendirdi; aslında, yakın zamana dek ekseriyetle bu sürecin insafına kalmıştık. Bugünden on bin yıl önce tarım ortaya çıktığında, insanlar, bitkileri ve hayvanları seçerek yetiştirme yoluyla evrimi yönlendirmeye başladı; ancak başlangıç malzemesi (elverişli genetik çeşitlenmeyeleri meydana getiren gelişigüzel DNA mutasyonları), hala kendiliğinden ve rastgele ortaya çıkıyordu. Bunun sonucunda Türümüzün doğayı dönüştürme çabaları aksıyor, sınırlı başarı elde ediliyordu.