normalde jane austen’ın dilini ve yarattığı dünyayı çok beğeniyorum. victoria dönemi, baloları, davetleri, atlı arabaları ve uzun sohbetleriyle beni her zaman mest ediyor. genelde jane austen okurken bu mest olmanın yanında bir de karakterlerin doluluğu hoşuma giderdi yani karakterleri gerçek ve samimi bulduğum için çevre ve karakter birleşiyordu ve kitap benim için vaov çok iyiydi diyebileceğim hale geliyordu. ama northanger manastırı’nda maalesef bunu hissedemedim yine yaratılan dünya çok güzeldi evet victoria dönemini hissettirdi. fırtınalı bir günde manastır betimlemeleri falan da çok hoştu ama karakterler o kadar boştu ki yani. bi kere karakterlere bağlanamadım, samimi gelmediler hissettikleri duygular özellikle o kadar çocuk gibiydi ki yani saflığın da bu kadarı dedirtti. jane austen deyince zaten aşk olmadan olmuyor, anlatılan aşk hikayesi de yavandı kız aşık olmak için aşık olmuş gibiydi ve sonu çok kestirilip atılmıştı bana göre. zaten jane austen’ın aşk kavramına karşı biraz değişik duygular hissediyorum. kişiler birbirlerini tam olarak tanımıyorlar ve geneli ilk izlenimine göre aşık oluyor. ayrıca yaşadıkları aşk o kadar mesafeli ki bana çok uzak hissettiriyor. bayadır jane austen okumamıştım ve şu an acaba bu tarzdan uzaklaşıyor muyum diye de düşündürdü bu kitap bana bilemiyorum. uzun lafın kısası kitabı sevmedim, iyi okumalar.