selamlar, bugün bayılarak okuduğum bir kitaptan bahsetmeye geldim. belki ben çok sık duydum bilmiyorum ama sürekli oblomovla ilgili “ya sürekli yatıyor, bir şey yaptığı yok, çok sıkıcı” tarzında yorumlar duymuştum. kitabı da böyle olacağını düşünerek okudum ama asla dedikleri gibi sürekli yatan bir karakter değil. evet diğer insanlardan farklı bir yaşayış tarzı var, onlar gibi balolara, davetlere gitmek yerine odasının bir köşesinde oturup hayatı izlemekle meşgul. bunu yaparken neden böyle olduğuna dair düşünceleri olsa da genel anlamıyla halinden memnun bir karakter, çevresindeki herkes sürekli onu hayatın içine sokmaya uğraşıyor ve böyle daha mutlu olacağını düşünüyorlar. bi kere onu böyle hayatın içine çekmeye çalışan karakterleri de incelemek lazım; biri ştolts adında oblomov’un çocukluk arkadaşı. kendisi bir alman ve kitapta bu sık sık vurgulanıyor. almanların disiplini ve hayatlarını çalışarak duygusuzca geçirmeleri gibi davranışlarından bahsediliyor. ştolts da bir almandan beklendiği gibi çalışıyor, işinde yükseliyor ve koşturmalı bir hayatı var. aslında oblomov için bir idol niteliğinde denebilir. adı sıkça geçen diğer karakter de olga, bu kadın tam rus romanlarından beklendiği gibi çok narin, duygulu, hassas bir kişiliğe sahip. piyano çalıyor, şarkı söylüyor, kendi halinde sessiz bir yaşayışı var. olga ştoltsla yakın bir arkadaşlık ilişkisi içindeyken hayatına oblomov dahil oluyor ve ştolts’un oblomov hakkındaki “ölü bir adam, sürekli yatıyor, onu hayata döndürecek biri varsa o da sensin” gibi sözlerini gerçekten bir görev olarak üstüne alıyor ve oblomov’u düzeltmeye çabalıyor. kitabın bu sürecin yaşandığı kısmı zaten akıp gidiyor araya aşk hikayeleri giriyor falan. olga’nın oblomova yönelik çabası bence tamamen kendilik tatmini üzerine kurulu, çünkü