Çağdaş ahlâkta halka karşı görev fikrinin az da olsa tanınması, Hıristiyan kaynaklarından değil, Yunan ve Roma kaynaklarından gelir; özel yaşam ahlakında bile yüce gönüllülük, ilkelilik, kişisel onur, hatta şeref duygusu eğitimimizin dinsel değil tümüyle insani kısmından doğar ve inancın onayladığı tek değerin itaat olduğu bir etik standarttan da asla doğamazdı.
“Topraklarında yaşayanlar arasında bir görev için daha uygun biri varken başkasına o görev atan hükümdar, Tanrı’ya ve Devlete karşı günah işler,” ilkesi Yeni Ahit’te değil Kuran’dadır.
Erdemli bir yaşamın tayin edilmiş ve uygun yönlendiricileri olarak cennet umudunu ve cehennem korkusunu ileri sürer: Böyle yaparak Antikçağ’ın en iyi öğretilerinin çok gerisine düşer, insan ahlakına temelinde bencil bir karakter kazandırır, çünkü her bir insanın görev duygusunu, diğer insanların iyiliğini düşünmesinde bencilce bir çıkarı olmadığı durumlarda, onların iyiliğinden koparır.
Hıristiyan ahlâkı (denen şey) her yönüyle bir tepkidir; büyük oranda da paganizme bir tepkidir. İdeali pozitif değil negatiftir; etkin değil edilgendir; Soyluluk değil Masumluktur; İyinin enerjik bir şekilde kovalanmasından çok Kötülükten kaçınmadır: Temel ilkelerinde (başkalarının da ifade ettiği gibi) “yapacaksın” değil, “yapmayacaksın” gereksiz yere ağır basar.