Şubatta Paris geceleri nasıl başka? Bir usturanın kayışta bilenişini bileceksin, aynı gece; zamanın upuzun ve ışıltılı kayışı üzerinde gidip geliyor, bileniyor. Mırç'la senden bahsediyoruz. Ve ben, otele girer girmez, bir mektup, Marsilya mühürlü bir mektup gözlüyorum. Geceler sağdıç, geceler ne kadar uzun?
Oysa her şey ne kadar başka türlü hazırlanıyor. Takvim yaprakları arasında her şey ne kadar başka türlü yazılmış. Ve şöyle diyelim; bir Abbas için Yirminci Asır'da rom heveslisi bir Kaptan için bile zaman zaman ve hatta her zaman hesaplanmamış şeyler vardır. Yahut yanlış hesaplanmış. Bunu şimdi sen bilmiyorsun. Belki ben de pek vazıh olarak açıklayamam. Yalnız bir çizgi çiziliyor ve çizgi tam hedefine varacağı sırada çat diye kalemin ucu kırılıyor. Sövüyorsun. Öfken tepende püskulleniyor. Beyhude. Kalem çat diye kırılıyor. Çizgi tamamlanamıyor. Üç gün sersemsin. Camlarda, aynalarda ve gözlüklerinin buğusunda, mavi yeşil kan kırmızısı sersemlikler renk renk dolanıyorlar. Oysa uzak bir şehir. Uzak bir şehirde birtakım insanlar.