Memurlar bilir; sene içinde kullanmadığınız, arttırdığınız senelik izniziz varsa, Ocak ayı gelmeden o birkaç günlük izni kullanmanız gerekir. Benim de buhar olup uçmak üzre olan birkaç günlük iznim vardı. İznim vardı fakat bir planım, tatil hazırlığım yoktu. Ne gam! En sevdiğim durum: Plansız, programsız ve hatta arkadaşsız yollara düşmek... Evet, arkadaşsız geziler bazı ruhlara daha cazip geliyor, yadırgamayın! Arkadaşsız dediysem de tamamen yalnız kaldığımı düşünmeyin, zira kitapsız çıkmıyorum sokaklara. Bu sefer de elimin altında bekleyenlere şöyle bir bakıp, "madem ki ufukta yolculuk var"diyerek, Kaptan'da karar kıldım:Abbas Yolcu.
Ne denli doğru bir karar verdiğimi, gezimin daha ilk gecesinde anladım. Anladım ya, öyle hemen anlayamadım açıkçası. Anlatayım... Abbas Yolcu'da şairin deneme tadındaki seyahat maceraları var. Yazılar 1949-52 arasında yazılmış ama seyahatlerin bir kısmı daha eski yıllardan kalma. Şairimiz, kitabının önsözünde yeni bir nesir denediğini söylüyor. Evet, okurken fark ediyorsunuz, farklı bir üslup var sayfalarda. Başta yadırgadım, hatta metne tam olarak yoğunlaşamadım. Oturduğum kafe de kapanmak üzereydi, kalktım. Bir otel buldum kendime, Emperyal Oteli'nden hallice... Odama çekilip, tekrar aldım kitabı elime, "Haydi Abbas" dedim, "Bu sefer girebileyim dünyana!" Başladım sayfaları usul usul çevirmeye.
Aman Allahım! Bir bilseniz, nasıl akıyor kitap... Kaptan, Sağdıç, Mırç ve ben ve diğer yolcular. Bir trenden inip ötekine biniyoruz. İzmir'den çıktığımız yolculuk bütün Anadolu'ya yayılıyor neredeyse. Bir bakmışız Eskişehir'de gardayız, sonra Ankara'da, Bursa'da derken, Haydarpaşa'ya gelmişiz. Vapura binmişiz, "Ver elini Paris" demişiz. Aman Allahım Marsilya mı kalmadı, Afrika mı sözünü etmediğimiz, yüzüne gülmediğimiz. Hoş