8/10
·312 syf.··
2020 292. kitabı
1989’da Nobel Edebiyta Ödülü alan Camilo Jose Cela, Arı Kovanı’nda 1943 yılının İspanya’sına götürüyor bizi. Franco dönemine denk gelen bu eser, defalarca basılmasına karşı çıkıldı, reddedildi. Ancak 1963 yılına kadar ertelenmiş. Yazar önsözde sözü ettiği gibi, yazmakta zorlandığı bu eseri sinir haliyle yanan şömine fırlatır ve eşinin atikliği sayesinde yangından kurtulur... Arı Kovanı, elime alıp “kolay roman, hemen okurum” edasıyla başladığım ama ilerleyen sayfalarda işin rengini anlamamla dört günde bitirebildiğim bir roman oldu. Yapısı gereğiyle bir günün 24 saatini anlatan ve karakterlerin çokluğunun okumayı güçleştirdiği, bir o kadar da zevk zerk ettiği bir yolculuk. İç Savaş ve II. Dünya Savaşı döneminde geçmesine rağmen, yazar savaş anlatıları yerine savaş insan ve toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini işlemeyi tercih ediyor. Bu bakımdan sosyolojik-psikolojik alt katmanları bulunan sağlam örgüler örerek yoluna devam ediyor; karakter çokluğu, İspanyol toplumunun farklı tiplerini okurken, tüm İspanya’yı tanıyormuşsunuz gibi hissettiriyor ve düzinelerce insanla daha önce tanışmış, konuşmuş veya bir zamanlar komşu olmuşsunuz gibi hissettirdiği su götürmez. Kitapta biraz zorlandığımı fark eder etmez ufak bir araştırmayla, 7 bölümden oluşan anlatımın, “1,2,4,3,5 ve final” şeklinde okunmasının daha mantıklı, karakter takibini kolaylaştırdığını öğrendim. Zaman konusunda kesinlikle yer-yön dengemi şaştığım oldu; olayların hangi saat diliminde geçtiğini bile kestirmek zordu. Edindiğim bilgilere göre kitapta toplam “346” karakter yer alıyormuş. Biraz haksız sayılmam sanki heh, ne dersiniz? Üstelik bazı okuduklarınızı bir daha sayfalarda görme şansınız olmuyor, bazılarının asla
Arı KovanıCamilo Jose Cela · Jaguar Kitap · 2016212 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2026 25. kitabı
“Hitler: Reddedildi.” Ve kâinatta koca bir delik açıldı. Bir gün Hitler’e dair kitap okuyacağım aklıma gelmezdi gerçekten:) Tarihler 8 Ekim 1908’i gösterirken Hitler reddedildi ve evet, dünyanın kaderi değişti(mi)? Eric-Emmanuel Schmitt’in "Adolf H.’nin Diğer Yaşamı" isimli eseri, okurlarına "ya olsaydı?" sorusunu sormayı başarmış. Tarihler 1908’i gösterirkenViyana Güzel Sanatlar Akademisi'ne başvuru yapan Adolf, gerçekten akademiye kabul edilmiş olsa ne olurdu? Ekim 1908 kırılma noktası(mı?) bu anlamda. Schmitt, paralel anlatımla Adolf’un iki yaşantısını aktarırken gerçeklerin yaşandığı bir dünya ile kurgusal bir dünyanın alternatif karakteri ile eserini oluşturmuş ve acımasız “diktatör” ile olası bir sanatçının yaşamının nasıl gelişebildiğini odağına almış başarılı şekilde. Kötülük insanın içinde mi vardır, ya da bir “reddedildi” cevabı kişinin bu kadar “kötü” olması anlamına mı gelir, diyen Schmitt; hafızalara kazınan bir diktatörlük ile bireysel seçimlerin sonuçlarını göz önüne sererken dünyanın seyrini değiştiren bir zaman diliminde yaşanan acı gerçekleri gözler önüne serer #adolfhnindiğeryaşamı ile. Kurgunun orta halli bulunmuş olmasına rağmen ben severek okudum.
Adolf H.’nin Diğer YaşamıEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 202167 okunma
Reklam
Puan vermedi·360 syf.·
2025 939. kitabı
“ görüyorsun ya, çok şeyi istiyorum. hatta her şeyi istiyorum, belki de: her sonsuz düşüşteki karanlığı ve her yükselişteki ışıl ışıl oyunu.” rainer m. rilke'nin sözüyle merhabalar diyelim kitap dostlarına Kitabın edebiyatın içinde kendi değerlerinin üstündeki yedi büyük düşünürün tüm yaşantıların okura yansıtılmış bölümünü okudum ,merak, ilgili şaş kalınacak kadar farklılıklarından Birleşmiş olup hepimiz gibi insan olanın yaşadığı geriye Kalanların yazıyla buluşması okuduğumuz Sakin bir dille yazılmış filozofların hayatları.. Yedi büyük düşünürün özel hayatını duygusal kırılganlıklar ve etik çıkmazlar eşliğinde incelerken, bu kişisel deneyimlerin felsefi sistemlerine nasıl nüfuz ettiğini gözler önüne seriyor. Yazar Warren Ward, aşkı sadece bireysel bir mesele değil, düşünsel bir güç kaynağı olarak ele alıyor; aşkın, Kant’ın epistemolojisinden, Foucault’nun beden politikasına, Sartre’ın varoluşçuluğundan Derrida’nın metinler arası ilişkilerine kadar uzanan etkisini ustalıkla analiz ediyor. Kant ideal kadına âşık oldu ama asla evlenmedi. Nietzsche reddedildi; aşkı trajediye, trajediyi ise felsefeye çevirdi. Hegel yasak bir aşktan doğan sonuçları görmezden geldi, tinle yaptığı anlaşmaya ihanet etti. Heidegger, Arendt’e varlık kadar karmaşık bir aşk sundu. Sartre ve Beauvoir aşkı bir “anlaşma”ya dönüştürdü. Foucault arzunun sınırlarını zorladı. Derrida ise aşkı bile yapı bozuma uğrattı. Farkı fark etmek için buyurun Âşık Filozoflar
Araştırma İnceleme Felsefe Düşünce
Âşık FilozoflarWarren Ward · Say Yayınları · 20257 okunma
Dahi ressamın kardeşine yazdığı mektuplar
9/10
·136 syf.··
2025 7. kitabı
Kitap, resim sanatında çığır açan ünlü Hollandalı ressam Vincent Van Gogh’u birinci kaynaktan tanımanızı sağlayacak mektuplarından oluşuyor. “Sanat sevgisi gerçek sevgiyi ortadan kaldırır.” diyen Van Gogh, bugün en prestijli müzelerde, en kıymetli koleksiyonlarda yer alan dünyanın en pahalı tablolarını yoksulluk içinde eşyasız, virane evlerde yaşam mücadelesi verirken çizdi. Üstelik sadece 10 yıl süren ressamlık kariyerinde toplam 2.100 eserinden yalnızca bir tanesini satabilmişti. Eduardo Galeano, bu durumu şöyle ifade ediyor: "Bugün Van Gogh, ona yemek vermeyecek restoranların duvarlarını, onu akıl hastanesine kapatacak doktorların muayenehanelerini ve onu hapse tıktıracak avukatların yazıhanelerini süslüyor." Üstelik Van Gogh’un tek sorunu yoksulluk, işsizlik ve çevresi tarafından anlaşılamamak değildi. Ömrünün son 2 yılında akıl hastanelerinde tedavi görmesine neden olan kriz ve nöbetlerle başı dertteydi. Fakat en iyi eserlerini de akıl sağlığıyla ilgili sorunlar yaşadığı bu dönemde verdi. Van Gogh, öldükten yıllar sonra üne kavuşan klasik bir çılgın-dahi sanatçı değil. 37 yaşında göğsüne saplanan bir mermiyle bu dünyadan göçüp giden ressam hakkında sayısız sinema filmi, belgesel çekildi, kitap ve araştırma yayınlandı. Hala da hastalığı, hayatı ile ilgili bilinmeyen şeyler var. Aşk hayatında da sanatında olduğu gibi işler yolunda gitmedi. Ev sahibinin kızı Eugénie Loyer’den hoşlandı fakat ona açıldığında reddedildi. İngiltere’de kaldığı süre boyunca giderek içine kapandı ve dindarlaştı. Misyonerlik amacıyla Belçika’da fakir bir madenci bölgesi olan Borinage’a yerleştiğinde madencilerin kötü yaşam koşullarından etkilenen Van Gogh, onlarla daha iyi iletişim kurabilmek için özellikle kötü koşullarda yaşadı, yemek ve kıyafetlerinin çoğunu işçilere verdi, yatak
Theo'ya MektuplarVincent Van Gogh · Remzi Kitabevi · 20188,2bin okunma
Mutlu sonlara hasret kalmıştık,iyi oldu.d
8/10
·450 syf.·
2025 32. kitabı
Yeni bitirdim ve hâlâ Bennet ailesinin kim kimle akraba olduğunu çözemedim… Jane Austen resmen karakter üretiminde sınır tanımamış. Sanki “bir tane daha kuzen ekleyeyim, olaylar karışsın” demiş. Şahsi hayatımda bu kadar insan yok benim! Kimin eli kimin cebinde belli değil! Aşk ve Gurur, kibar insanların bol entrikalı, bol dedikodulu bir dünyasına davet gibi. Herkes birbirini izliyor, konuşuyor, plan yapıyor… Ama en büyük kavgalar bile sanki “efendim, siz biraz fazla kibirli davrandınız sanırım” tonunda yaşanıyor. Darcy ve Elizabeth Kitabın merkezinde Elizabeth Bennet var: zeki, gururlu, neşeli ama aynı zamanda ayakları yere basan bir kadın. Darcy ilk başta öyle bir kasıntı ki, “bu adam aşık olamaz, olsa da belli etmez” diyorsun. Ama işte tam burada devreye şu geliyor: “Darcy de hoş ama haaa… Kibirli gibi, sevmiyor gibi ama seviyor!” Jane Eyre’deki Bay Rochester havası: soğuk, mesafeli ama içten içe yanıyor. Sadece duygularını anlatmak yerine bakışlarıyla, davranışlarıyla belli ediyor. “Seni sevmiyorum” derken bile aslında “ama çok seviyorum” havasında. Karakterler ve mizah Elizabeth’in zekâsı, gözlemleri ve inadı çok sevilesi. Onunla aynı dönemde yaşasam, birlikte kahve içip dedikodu yapardık. Darcy’ye de muhtemelen “biraz yumuşa canım” derdim. Ama karakter fazlalığı bir noktada insanı şaşırtıyor: kim evlendi, kim reddedildi, kim kimin komşusu derken kendimi İngiliz taşrasında harita çizerken buldum. Excel tablosu yapsam ancak yetişirim! Tema ve dil Jane Austen, dönemin kadınlarının nasıl sınırlı bir dünyada yaşadığını, evliliklerin çoğu zaman aşk değil mecburiyet üzerine kurulduğunu öyle ince bir dille anlatıyor ki, “200 yıl önce yazılmış” olduğuna inanmak güç. Her cümlesinde zarafet, her satırında iğne gibi batırılmış bir ironi var. Son söz Bitirince:
Alıntı
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,9bin okunma
7/10
·320 syf.··
2025 51. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2025 23:57
Kitap ana karakterin kanser olduğunu öğrenmesiyle başlıyor ve o süreci anlatıyor(arka kapak yazısında var spoi değil).Bazı sahneler olmasada olurmuş.Arkadaş grupları çok güzel samimi dostluk.Sahnelerde kopukluk vardı bu okurken zevk almama engel oldu.Kitapta mantık hatası vardı beni okurken yordu.Liam'ın Grace'e yaptığı sürprizler çok güzeldi çok düşünceliydi.Tom ve Gerry gay çiftti ve toplumda yaşadıkları dışlanma çok üzücüydü(evlatlıktan reddedildi).Sean ve Tara çiftini sevdim hemşire doktor çifti en sevdiğimm.Favori karakterim ise Abby oldu.İkinci şans sevmediğim için bana çok geçmedi ama güzeldi de.Bazı diyaloglar sıkıntılıydı kimin dediği belli değildi.Kitabın kaç sayfa olduğunu öğrenmeye çalışırken spoiler yemiştim.Sahneler arası kopukluk vardı okurken beni yordu.Kitapta bir şeyler eksik kopuktu.Bağımlılık konusu güzel işlenmişti.Kitabı sevdim diyemem sevmedim de diyemem.
Gökkuşağının ArdındaCarmel Harrington · Yabancı Yayınları · 201799 okunma
Reklam
Reklam