Yeni bitirdim ve hâlâ Bennet ailesinin kim kimle akraba olduğunu çözemedim…
Jane Austen resmen karakter üretiminde sınır tanımamış. Sanki “bir tane daha kuzen ekleyeyim, olaylar karışsın” demiş. Şahsi hayatımda bu kadar insan yok benim!
Kimin eli kimin cebinde belli değil!
Aşk ve Gurur, kibar insanların bol entrikalı, bol dedikodulu bir dünyasına davet gibi. Herkes birbirini izliyor, konuşuyor, plan yapıyor… Ama en büyük kavgalar bile sanki “efendim, siz biraz fazla kibirli davrandınız sanırım” tonunda yaşanıyor.
Darcy ve Elizabeth
Kitabın merkezinde Elizabeth Bennet var: zeki, gururlu, neşeli ama aynı zamanda ayakları yere basan bir kadın. Darcy ilk başta öyle bir kasıntı ki, “bu adam aşık olamaz, olsa da belli etmez” diyorsun.
Ama işte tam burada devreye şu geliyor:
“Darcy de hoş ama haaa… Kibirli gibi, sevmiyor gibi ama seviyor!”
Jane Eyre’deki Bay Rochester havası: soğuk, mesafeli ama içten içe yanıyor. Sadece duygularını anlatmak yerine bakışlarıyla, davranışlarıyla belli ediyor. “Seni sevmiyorum” derken bile aslında “ama çok seviyorum” havasında.
Karakterler ve mizah
Elizabeth’in zekâsı, gözlemleri ve inadı çok sevilesi. Onunla aynı dönemde yaşasam, birlikte kahve içip dedikodu yapardık. Darcy’ye de muhtemelen “biraz yumuşa canım” derdim.
Ama karakter fazlalığı bir noktada insanı şaşırtıyor: kim evlendi, kim reddedildi, kim kimin komşusu derken kendimi İngiliz taşrasında harita çizerken buldum. Excel tablosu yapsam ancak yetişirim!
Tema ve dil
Jane Austen, dönemin kadınlarının nasıl sınırlı bir dünyada yaşadığını, evliliklerin çoğu zaman aşk değil mecburiyet üzerine kurulduğunu öyle ince bir dille anlatıyor ki, “200 yıl önce yazılmış” olduğuna inanmak güç. Her cümlesinde zarafet, her satırında iğne gibi batırılmış bir ironi var.
Son söz
Bitirince: