Hak ederek değil, hırsızlama elde edilen ün, sahibine mutluluk vermez; onu ancak hak edenlerin, ona layık olanların yüreğini heyecanla, sevinçle titretir.
On küçük Zenci yemeğe gitti, Birinin lokması boğazına tıkandı. Kaldı dokuz.
Dokuz küçük Zenci geç yattı, Sabah biri uyanmadı. Kaldı sekiz.
Sekiz küçük Zenci Devon'u gezdi, Biri geri dönmedi. Kaldı yedi.
Yedi küçük Zenci odun yardı, Biri baltayı kendine vurdu. Kaldı altı.
Altı küçük Zenci bal aradı, Birini arı soktu. Kaldı beş.
Beş küçük Zenci mahkemeye gitti, Biri idama mahkum oldu. Kaldı dört.
Dört küçük Zenci yüzmeye gitti, Birini balık yuttu. Kaldı üç.
Üç küçük Zenci ormana gitti, Birini ayı kaptı. Kaldı iki.
İki küçük Zenci güneşte oturdu, Birini güneş çarptı. Kaldı bir Zenci.
Bir küçük Zenci yapayalnız kaldı. Gidip kendini asti. Kimse kalmadı.
"Nasıl da tuhaf, nasıl da anlaşılmaz oyunlar oynuyor alınyazımız bize! Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştu ğumuz olmuş mudur... kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta. Kimi, gösterişli atların çektiği şık bir araba için yanıp tutuşur ve yanından hızla geçen arabaların ardından özlemle dilini şaklanırken, kiminin şahane atlar koşulu göz alıcı bir arabası oluyor, ama o neye sahip olduğunun bile farkında olmadan biniyor arabasına. Kiminde şahane bir aşçı, ama iki minik lokmadan başka bir şeyin giremeyeceği yüzük kadar bir ağız olurken, kiminin hangar gibi ağzı oluyor, ama onda da yiyecek kuru ekmekten başka ara ki bir şey bulasın!
Aslına bakılacak olursa, ahlaksal çökmüşlüğün kokuş muş soluğunun sindiği güzellik karşısında duyulan acıma duygusu bu türden duyguların en güçlüsüdür. Ahlaksızlık kendi başına da çirkindir, iticidir; ama olanca tertemizliğiyle düşlerimize süzülen güzelliğe bulaşınca büsbütün itici olur.