Halil İbrahim Özcan'dan Sarsıcı Bir Şiir: "Denge"
Denge bizlerden dışarı gidemiyor vahşet kan-tetik ilişkisi: İntikam ne canlar saklar âh umulmadık efkâr meydanlarda kovulan replikler arka sokak resmi tarihle işgüzarlık eskiyen suretlerde ey nöbetçi: geceyi tutanağa geçir eskidik biz linçlerle tazelenir zifiri karanlık unuttun mu çılgın çocuk, kalıcıdır bu hile şarkta deliler kalemlerini koltuklarında saklarlar Halil İbrahim Özcan
Şair Filozof Doktor MBC ile Şiir Dolu Günler
İşgal Altında Şiiri - A. Hicri İzgören Ben bir yazın yalancısıyım bu girizgâhta Ömrümün biriktirdiği onca kavram ve sözcük Şimdi tehdit altında Sus makamı züldür bana Öyle bir ejder ki gözleri Bin masala yetecek kadar zehirli Değdiği yeri yakan o duygu Edası sedası ve sevdasıyla Şimdi küller altında Öde öde bitmiyor Bozdurup bozdurup harcadım ömrü Yanlış adresler çıkmaz sokaklar Bütün replikler şiirler ve şarkılar Bir ezginin bütün hatıraları Geçen baharlar gelecek kışlar Üşüyen dallarım hışırdayan yanlarım Giden canlarım kalan sağlarım Bir yürekte buluştuğum anlarım Şimdi toprak altında Tarumardır talandır Çürük bir diş gibi ağrısı kaldı bende Hiçbir ezberin kalmadı kerameti Müflis bir tacir gibi zamanın cebi Tüm iç çekişler
Şiir
Reklam
Yine dağınık ve belki kırıcı bir yazı...
Neden artık karakterlerine bağlanabildiğim nadir yazarlar, bütün kitaplarını çıkmaza sokmaktan bu kadar zevk alıyor? Ben huzur hissetmek istiyorum kitabı okurken, boğulmak değil. Ben güzellik arıyorum kitabı okurken, güzele bezenmiş çirkinlik değil. İyilik arıyorum okurken, intikam kılıfına sokulmuş kötülük değil. Sevgi arıyorum okurken, sorundan başka hiçbir şey getirmemiş saplantılar değil. Artık yanında bir başkasını görünce neden orada olduğunu kibarca soran birilerini hissetmek istiyorum ben, gidip başını gözünü yaran değil. Masum bir sevgi istiyorum, ölümlerle bezenmiş, gerçekliği çoktan koyup gitmiş karanlık ütopyalar değil. Ben, biraz da gerçeği istiyorum, gerçek diyalogları istiyorum okurken, yalnızca alıntılanması için yazılmış replikler değil... (Buradan sonra nedense öfke yüklenmiş, sonrası tamamen bağımsız gelişti...) Sanki hayatımızı kendimiz çok kaldırabiliyor gibi bir de bunları okuyoruz. Sanki kendimizi ifade edebiliyor gibi acımızın üstüne boğucu şeyler dinliyoruz. Kaçmak istiyoruz, kaçacağız derken başkalarının acısında kayboluyoruz. İşin garip tarafı, herkes bu kayboluşu o kadar kabullenmiş ki, kendi acısını hissetmediği sürece umurunda değil. Neden ya? Neden? Neden bir insan acısını kendisi ifade etmek varken bilmem kimin kim bilir hangi kafayla yazdığı, bir hikayesi, gerçek bir amacı olup olmadığı belirsiz laflarıyla dikkat çekmek ister ki? Nedir yani? Aciz miyiz? Aciz misiniz? Kendiniz yapamıyor musunuz, nedir yani? Çok denediniz de olmadı mı? Anlattınız da kimse anlamadı mı? Neden bunu bıraktınız? En güzel ilham kendimiziz, neden bunu bırakıp bir başkasına saldırdınız? Adamın morali bozuluyor, gidiyor açıyor son ses dram şarkısını, bir bakmışsın kendi acısını bırakmış ötekininkine ağlıyor. Kendisi aslında on dakika acısını çekip çözümünü
Bir Dizi Önerisi: "Karanlıkta Koşanlar"
Ahmet Ümit'in polisiye romanlarını sever misiniz? O zaman, "Karanlıkta Koşanlar" dizisi tam size göre! 2001 yılında TRT'de yayınlanan dizinin hikâyesi Ahmet Ümit'ten, senaryosu ve yönetmenliği de Uğur Yücel'den. Başrol oyuncular ise, Uğur Yücel ile Haluk Bilginer. Ahmet Ümit'in karakteri olan Nevzat, dizinin baş karakteri. Diziden bahsetmek gerekirse: Nevzat, Mualla'nın yaşadığı travma sonrası kendisini alkole vermiştir. Uzun bir aradan sonra ortaya çıkışı, can ciğer arkadaşı olan Ali'nin ve polis arkadaşlarının da dikkatini çeker. Sadece bununla da kalmaz. Aynı zamanda Nevzat'ın ortaya çıkışıyla birlikte bir dizi cinayetler de işlenir. Bu cinayetler, eski üç arkadaşı yeniden bir araya getirir: Nevzat, Ali ve Fikret. Bu üçü de, bir dizi cinayetlerin de etkisiyle tehlike altındadır. Ama unutulan bir şey vardır: Şeytan, ayrıntıda gizlidir. Sadece 10 bölümlük bir mini dizi olduğunu belirteyim ve her bölümü de, bir saatin altında. Anlatıcı bir karakterin olayları anlatmasıyla akıcı, olaylarla merak uyandıran ve izlemesi keyifli bir dizi. Finalle ilgili de bir not düşmek gerekir. Finalde öyle bir yere bağlanıyor ki, dizinin bütün akışı değişiyor. Tam anlamıyla romanın canlandırılmış hâli gibi bir dizi. Kıyıda köşede kalmış ve daha fazla izlenmeyi hak eden bir dizi. Diziden bazı replikler: "Dalga geçme koçum. Şöyle karşılıklı nefes almak varken, ölümü seçme enayiliği sana mı kaldı yani?" (1. Bölüm) "Yani insanoğlu böyle, hayatın anlamı nedir falan, fikri vardır ya. Benim yok. İçime bakıyorum. Orada bir tek Mualla var." (2. Bölüm) "Kafamın içi lunapark gibi ya! Çarpışan arabalar, dönme dolaplar... Çelik rayların üzerinde 200 kilometre süratle düz duvara doğru gidiyorum. Dümeni kırdım kırdım, yoksa duvara çarpıp parçalanacağım." (6. Bölüm) "Ben tıptan anlamam ama en
Dizi
Karahan "herkes kendi işine baksın" Zarifoğlu "hayır herkes kendi içine baksın daha güzel " 7 güzel adam
Dizi Alıntısı
Yazdığı replikler dillere pelesenk olmuş birisi Ferhan Şensoy . Bana sorarsanız kelimelerle onun kadar iyi oynayabilen daha başka biri yok. Kitaplarını okuyan, yazdığı dizileri, filmleri, tiyatro oyunlarını seyreden birisi anlar beni.
Reklam
Reklam