Neden artık karakterlerine bağlanabildiğim nadir yazarlar, bütün kitaplarını çıkmaza sokmaktan bu kadar zevk alıyor? Ben huzur hissetmek istiyorum kitabı okurken, boğulmak değil. Ben güzellik arıyorum kitabı okurken, güzele bezenmiş çirkinlik değil. İyilik arıyorum okurken, intikam kılıfına sokulmuş kötülük değil. Sevgi arıyorum okurken, sorundan başka hiçbir şey getirmemiş saplantılar değil. Artık yanında bir başkasını görünce neden orada olduğunu kibarca soran birilerini hissetmek istiyorum ben, gidip başını gözünü yaran değil.
Masum bir sevgi istiyorum, ölümlerle bezenmiş, gerçekliği çoktan koyup gitmiş karanlık ütopyalar değil.
Ben, biraz da gerçeği istiyorum, gerçek diyalogları istiyorum okurken, yalnızca alıntılanması için yazılmış replikler değil...
(Buradan sonra nedense öfke yüklenmiş, sonrası tamamen bağımsız gelişti...)
Sanki hayatımızı kendimiz çok kaldırabiliyor gibi bir de bunları okuyoruz. Sanki kendimizi ifade edebiliyor gibi acımızın üstüne boğucu şeyler dinliyoruz. Kaçmak istiyoruz, kaçacağız derken başkalarının acısında kayboluyoruz. İşin garip tarafı, herkes bu kayboluşu o kadar kabullenmiş ki, kendi acısını hissetmediği sürece umurunda değil.
Neden ya? Neden?
Neden bir insan acısını kendisi ifade etmek varken bilmem kimin kim bilir hangi kafayla yazdığı, bir hikayesi, gerçek bir amacı olup olmadığı belirsiz laflarıyla dikkat çekmek ister ki? Nedir yani? Aciz miyiz? Aciz misiniz? Kendiniz yapamıyor musunuz, nedir yani?
Çok denediniz de olmadı mı? Anlattınız da kimse anlamadı mı? Neden bunu bıraktınız? En güzel ilham kendimiziz, neden bunu bırakıp bir başkasına saldırdınız?
Adamın morali bozuluyor, gidiyor açıyor son ses dram şarkısını, bir bakmışsın kendi acısını bırakmış ötekininkine ağlıyor. Kendisi aslında on dakika acısını çekip çözümünü