FIG TREE
"I saw my life branching out before me like the green fig tree in the story. From the tip of every branch, like a fat purple fig, a wonderful future beckoned and winked. One fig was a husband and a happy home and children, and another fig was a famous poet and another fig was a brilliant professor, and another fig was Ee Gee, the amazing editor, and another fig was Europe and Africa and South America, and another fig was Constantin and Socrates and Attila and a pack of other lovers with queer names and offbeat professions, and another fig was an Olympic lady crew champion, and beyond and above these figs were many more figs I couldn't quite make out. I saw myself sitting in the crotch of this fig tree, starving to death, just because I couldn't make up my mind which of the figs I would choose. I wanted each and every one of them, but choosing one meant losing all the rest, and, as I sat there, unable to decide, the figs began to wrinkle and go black, and, one by one, they plopped to the ground at my feet." - Sylvia Plath
I’m sick of the tension, sick of the hunger Sick of you acting like I owe you this Find another place, to feed your greed While I find a place to rest I want to be in another place I hate when you say you don’t understand
Müzik
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
ENİŞTEMİN KAYINÇOSU
ENİŞTEMİN KAYINÇOSU Orijinali benzinli, gazla gider bizimkisi. Aynasında varsa tesbph, hızla gider bizimkisi Ne doğandır nede şahin, Bursa dadır fabrikası Görsen bi sanırsın milli takım amigosu Doğan görünümlü şahin,eniştemin kayınçosu. Gerçek Avrupalı, halt yemiştir yanında. Ay yıldızlı besmele, her daimdir camında. Kessen bir damla ihanet, bulamazsın kanında. Görsen bi sanırsın milli takım amigosu Türk oğlu Türk tür, eniştemin kayınçosu Osmanlı'nın torunudur , Avrupayı feth eder. Bir dümen çevirsem de, yurtdışına yırtsam der. Düz duvara tırmanır, sen hatundan haber ver Görsen bi sanırsın milli takım amigosu
Şiir
10 dakika önce rest çekmeli, atarlanmalı kendi kendimle tartışmalı bir şekilde ders çalışmama kararı aldım şimdi ise test çözüyorum. Demem o ki öyle şeyler yapmayın
Edebiyat
Medine’de Hayber’in fethi gibi olaylardan sonra ganimetler artınca, peygamberin eşleri de doğal olarak insani bir refleksle daha müreffeh bir hayat, daha iyi nafaka ve ev eşyası talep ettiler. Ancak bu durum, kurulmaya çalışılan "zahit/örnek liderlik" imajına zarar veriyordu. Bunun üzerine Ahzâb Suresi 28 ve 29. ayetler indi. Peygamber eşlerine çok net bir rest çekti: "Ey Peygamber! Eşlerine söyle: Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzelce boşayayım (Amre ve Esma gibi gidip evlenin). Yok eğer Allah’ı, Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden güzel davrananlara büyük bir mükafat hazırlamıştır." Bu rest üzerine, o an evde bulunan dokuz eşin tamamı dünyalığı reddetti ve ne pahasına olursa olsun peygamberle kalmayı seçti. İşte bu sadakat karşılığında, sistem onlar için karşılıklı bir hukuki güvence üretti. Eşler peygamberi seçince, Allah da Ahzâb Suresi 52. ayetle peygamberin elinden "boşama ve değiştirme" yetkisini aldı: "Bundan sonra artık sana başka kadınlarla evlenmek, bunları başka eşlerle değiştirmek (yani mevcutlardan birini boşayıp yerine yenisini almak) helal değildir..." Hz. Muhammed eşlerini istese de boşayamazdı; çünkü Ahzâb 52 ile mevcut eşlerini boşaması veya onlardan vazgeçmesi bizzat kanunla yasaklanmıştı. Sistem iki taraflı mühürlenmişti. Kadınlar peygamberi seçtiği için "Müminlerin Anneleri" oldular ve peygamberin vefatından sonra onlara evlilik kapatıldı. Peygamber de bu sadakatin karşılığı olarak o dokuz kadına hukuki olarak bağlanmış oldu; devlet başkanı bile olsa canı sıkıldığında veya kural değiştiğinde onları evden uzaklaştırma (boşama) hakkı elinden alındı. Yani peygamberin 4 sınırından muaf tutulup 9 eşle devam etmesi, keyfi bir esneklikten ziyade; eşlerin
1000Kitap
"TENKİT" ÜZERİNE BİR TENKİT… En azından şu an için ya da mantığımın ve vicdanımın hâlihazırdaki "kabulleri" çerçevesinde, aklımla "iç sesim" arasında fikir ihtilafına sebep olan; her iki hassamı da zaman zaman çelişkiye düşüren; onlardan bazen birini, bazen de yekdiğerini bana daha haklı bulduran, uğraşmaktan ve düşünmekten zevk alır hâle geldiğim bir mevzu var, zihnimin son zamanlardaki gündeminde: "Tenkit, redifinde yahut akabinde 'alternatif'i de taşımalı ya da getirmeli midir?"… Böyle bir suale, cevabî nitelikte mukabele anlamında verilebilecek hükümler; siyah-beyaz netliğinde veya katiyetinde olmaktan ziyade, gri ve ara ton esnekliğinde yer alıyor... Her ne kadar izafi bir özellik taşıyor olsa da, "evet" ve "hayır" cevapları; bu meseleye müteallik, bir an evvel ulaşmayı içten içe istediğim, birbirine taban tabana zıt iki tezi temsil ediyor.. Hangisine ulaşmak istediğimi, hangisini diğerine tercih etmem gerektiğini muhtemelen yine bu süreç belirleyecek; yani bu iki mefhumun mücadelesine dair neticeyi tayin edecek... Hayatımın sergüzeştinde dimâğıma ve vicdanıma tevafuk eden ya da rast gelen hadiseler zincirinin zihnî halkaları, o hâdisata bakış açılarım ve yaklaşım tarzlarımla henüz tezat oluşturmadığı zaman dilimlerinde; "tenkit, beraberinde alternatifi (veya 'teklif'i) de getirmelidir" fikri, oldukça muhkem bir yer tutuyordu zihnimde... Aklım, yüreğim ve bütün ruhum ile beni hayata bağlayan "zihnî şemalarım"ın mücerret iktidarı, bu şemalara ters düşen veyahut onları alenen "bir kez daha düşünmeye" davet eden "muhalif/yeni iktidar talibi" fikirler tarafından alaşağı edildiği günden beridir; «tenkit etme hakkım mahfuzdur ve bu hak, alternatif üretme konusunda hiçbir mesuliyet ve mecburiyet yükleyemez bana» düşüncesi, -biraz eğreti dursa da- aklımın bir köşesinde