Bütün kadınların giderek neslinin tükenmekte olduğunu düşünün. Geri kalmış toplumların özellikle erkek çocuk istemeleri sebebiyle kadın nüfusunda azalma olduğunu, doğum oranlarına düşük kız çocuğu oranlarının yansıdığını düşünün. Bunun giderek kalabalık, aç , vahşi ,çatışmacı ,korkunç erkek sürülerinin çoğunluğuna dönüştüğünü düşünün. Bi dakka, bi dakka ... Zaten benzer bir dünyada yaşamıyor muyuz?? Ortadoğu toplumlarında kız çocuğuna verilmeyen değer ile mücadele etmiyor muyuz zaten ? Kadınlara verilmeyen değerlerle , onlara verilmeyen haklarla, üstün tutulan erkeklerle mücadele etmiyor muyuz zaten? Kitap tam da bunları ilginç bir şekilde Bokböceği baklaları üzerinden anlatıyor.Araştırmacı bir gazeteci ve bokböceklerini araştıran bir araştırmacının kaderinin buluştuğu o nokta. Bokböcekleri. İlk başta ne bu yahu? Böcek güzellemesi mi okuyacağız diyor okuyucu ancak ilerledikçe bağlandığı noktalar şaşırtıyor. Daha sonra bu dünya size tanıdık geliyor. Sorunların aslında insanı körelmekten kurtaran kamçılar olduğunu iddia ediyor kitabımız. Çözümlerin bizi sadece rahatlığa ,gelişmemeye sürüklediğini söylüyor. Kaotik bir dünya karşılıyor bizi giderek. İletişim araçlarının bilinç gibi, bilinçsizliği de kudretli bir şekilde yaydığından bahsediyor yer yer. Devletlerin kendi çıkarları için medyayı nasıl ustaca kullandığını , en kötü zehri (maddi,manevi zehir,düşünce de bir zehir değil midir?) bir mucizevi ilaç gibi insanlara nasıl sunduğunu, onları nasıl ikna ettiğini, kitleler içindeki kötülüğü nasıl da ustaca ortaya çıkarttığını anlatıyor. Uyarmak isteyen, doğruyu bağıran güruha karşı uyuyan iri bir insan olarak tanımlıyor bu kalabalığı. Zaman zaman sıçrayarak uyanan ,gerinip arkasını dönüp uykuya tekrar dalan bir güruh. Doğruyu haykırmak için onların uyanmasını beklemeniz