Birkaç adım sonra ağzını kapadı, çünkü o güne kadar dünya üzerinde yaşamış ve yaşamakta olan her insandan ne kadar nefret ettiğini hatırladı. Çevresi onlarla doluydu. Kuşatılmıştı. İnsanlarla. Yanından geçip giden insanlarla. Önlerine çıktığı için hızlı adımlarla etrafından geçtikleri, siyahlar içindeki kızı görmeyen ve acelesi olan insanlarla...
Sen kaynağı ara, asıl kaynağı.. Bu kaynağa ya varır ya varamazsın. Yahut da vardım zanneder, kendini bir şövalye sanırken, bu hayat sirkinde ömrünün sonuna kadar, bir palyaço kılıcı sallar durursun. Ama öyle de olsa yol, gene kaynağa götüren yoldur. Sen onu ara yavrum, sen suyu ara...
Bu havaya, gittikçe artan bir endişe, bir gerginlik hakim oluyordu. Hiç kimse kendinden, gününden yarınından emin değildi. Üç beş kişinin gelenlere yaltaklanmak ve onlarla beraber görünerek vaziyeti idare etmek gayretleri boştu. Bu sefer de onlar, hem halkın, hem gelenlerin dışında kalarak, yetkisizlik ve yalnızlık içinde bocalayıp duruyordu.