Bir ıhlamur ağacına bakarken aklıma gelse,
Bir şiire yazsam nerede olduğunu,
O şiir hatırına gelir miydi sevgili?
Gitmelerin insanlardan çok olduğu bu dünyada,
Bizim payımıza da senin gitmen mi düştü sevgili?
Ne bileyim, İstanbul gitseydi senin yerine,
Ya da Güneş gitseydi mesela,
Taliptim seninle karanlık bir dünyada yaşamaya..
Kızmıyorum sana,
Suç sende değil,
Suç gidişlerde de değil,
Suç, gidip de geri dönmeyişlerde...
Sûfiler, bir meleğin tüm bebekleri, onlar annelerinin karnındayken ziyaret ettiğini söylerler. Melek, bebeklerin üst dudaklarına evrenin sırlarını unutsunlar ya da bildiklerine sussunlar diye parmağının ucuyla dokunur. Her birimiz dudağı mühürlü dünyaya geliriz. Gözyaşlarımızın birkaç damlası ve çığlığımızın birkaç rûhefzâ notası bunun içindir.
Sayfa 65 - şule yayınları, üçüncü baskı, şubat 2020
Sûfîler, bir meleğin tüm bebekleri, onları annelerinin karnındayken ziyaret ettiğini söylerler. Melek, bebeklerin üst dudaklarına evrenin sırlarını unutsunlar ya da bildiklerine sussunlar diye parmağının ucuyla dokunur. Her birimiz dudağı mühürlü dünyaya geliriz. Gözyaşlarımızın birkaç damlası ve çığlığımızın birkaç rûhefzâ notası bunun içindir. Şairlerin üst dudaklarının ortasında bulunan sus işareti zayıftır. Melek bu izi, asıl onların ruhuna rütbe olarak bırakır. Bu onlar için bir rûhnevâzdır. İşte bu yüzden onlar havaya, suya, ateşe ve toprağa kendilerini de aklayarak evrenin sırrını haykırmayı dilerler. Kadınlar, bir insanı bedensel bir acı çekerek dünyaya getirirler. Bir kadın, şair dünyaya getirirken bedensel acısına bir de ruhî acısını ekler. Şairler annelerinden aldıkları ruhperver çığlıkları, banyan ağacının yere sarkarak kökleşen dalları gibi, zamanın derinliklerine sükût ve gözyaşı olarak sarkıtırlar. Kökleriyle derilerini ahmara boyar, ay ağılından kaptıkları ışıkla geceyi aydınlatırlar.