Erhan Özdemir

Erhan Özdemir
Something else, something more, not this
Ama belki öyledir, sevmek sevmemek değildir sorun -zaten kim burayı sevebilir- sadece iyi kötü bir yer bulmak, sonra oraya yapışmak, birileri seni zorla söküp atana kadar direnmektir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Tekrarın akan, saldıran, yükselip alçalan. sessiz bir inleme gibi uzayan gıcırtısı içinde her sabah aynı eylemlerle, el edilen minibüse, istasyona. ite kaka açılan trenin paslı kapılarından gövdeler kalabalığına, kurşun renkli denizin yaklaşıp uzaklaştığı pencere kenarına, hattın iki yanı boyunca seyrelip yoğunlaşan tozlu yeşilliklerin içinden beş durak sonra Bakırköy'e, boşalan kalabalıkla birlikte dışarıya, mezarlık duvarının, gerisinde yükselen, kargaların tepesinde uçtuğu dingin selvilerin yanı boyunca geniş, düşünceli adımlarla işe. Bilincin çoktandır tersine dönmüş gibi hissediyorsun, uykuda göz kapaksız bir göz gibi uyanık, gün içinde yarı yarıya kapalı.
Yoksa ölüm sonsuz uyku değil de, bir daha hiç uyuyamamak olmasın?
Sessizlik içeri giriyor; dile gelmiş düşlerle, yan koğuştaki roketle bombalanmışların —Gecenin Efendisi’nin çocuklarının— acı dolu sesleriyle, koğuşun o durgun, ilaç kokulu havasında asılı kalan seslerle şekilleniyor bu sessizlik. Efendilerine dua ediyorlar: Er ya da geç bir Duygusal boşalma, her birinde, bu buz tutmuş ve tırmıklanmış şehrin her yerinde... yerin bir kez daha devasa bir asansöre dönüşüp sen daha farkına varmadan tavana fırlatışı gibi —duvarların dışarı doğru patladığı, tuğlaların ve harçların sağanak gibi indiği o anın tekrar oynatılması— ölüm gelip seni sarmalayıp sersemletirken yaşadığın o ani felç... bilmiyorum şef kendimden geçmişim herhalde ayıldığımda o gitmişti her yer yanıyordu her yanım alev alevdi kafamın içi dumanla doluydu... ve sarkık bir arter kalıntısından fışkıran kanının görüntüsü, yatağının yarısına yıkılmış karlı çatı kiremitleri, asla tamamlanamayan o sinema öpücüğü; kıstırılmışsın ve iki saat boyunca acı içinde buruşmuş bir sigara paketine bakıp kalıyorsun, her iki yandaki sıralardan gelen ağlamaları duyuyorsun ama kımıldayamıyorsun... odayı dolduran ani ışık, o korkunç sessizlik; battaniyeleri tülbente çeviren o sabahın ışığından daha parlak, hiç gölgenin olmadığı, sadece o tarif edilemez saat iki şafağı... ve... bu transmarjinal sıçrayış, bu teslimiyet. Zıtlık fikirlerinin bir araya geldiği ve zıtlıklarını yitirdiği o yer. (Ve Slothrop’un odaklandığı şey gerçekten roket patlaması mı, yoksa tam olarak bu kutupsuzlaşma, bu gece koğuşları dolduran nevrotik "karmaşa" mı?) Yıkanıp gitmeden önce daha kaç kez yaşanacak bu, dışarı taşan bu tekrarlar, patlamayı yeniden yaşamak; bırakmaktan korkmak çünkü bırakmak o kadar nihai ki... nereden bileyim Doktor bir daha geri dönecek miyim? Ve verilen cevap —bize güven— roketten sonra o kadar içi
Sayfa 57

Erhan Özdemir

, bir kitap okudu
Puan vermedi·352 syf.·
2026 7. kitabı
Alex Michaelides
8/10 · 2.267 okunma