Rıza-ı Bâri Şefaati Resûl Himmet-i rical biz bunlara talibiz. Ne zamana kadar? son nefese kadar. Sadettin Ökten
Uzamsal Zeka
Dün akşam risale sohbeti yapmak için toplandık ama her zamanki gibi henüz konuyu belirlememiştik , meclise son gelen abimiz biraz öfkeliydi, sebebi ise bina girişine bırakılan çocuk arabası sebep olduğu küçük bir kaza, kapı girişine bırakılan puset kapıyı açan kişinin göğsüne çarpmış, kadının bunu düşünmesi gerekirken düşünmediğinden yakınıyordu ağabeyimiz. Şahit olduğumuz hadise, aslında fıtratın derinliklerindeki hikmetli bir farklılığı, yani modern literatürde "spatial intelligence" olarak tavsif edilen uzamsal zeka mevzusunu gündemimize taşıdı. Kadınların araba kullanırken erkeğe göre farklılıkları, yada park etme sorunsallarının temelinde olan mevzunun kök nedenidir uzamsal zeka. Beşerin üç boyutlu tahayyül, yön tayini ve eşyanın mekandaki konumunu idrak etme kabiliyeti hususunda rical ve nisa arasında fıtri bir derecelenme olduğu, kadınların bu noktada daha kısıtlı bir istidada malikiyetleri hem tecrübe hem de bilimsel verilerle müşahede edilen bir hakikattir. Nitekim Cenab-ı Hak, erkek, dişi gibi değildir ayetiyle bu mahiyet farkına işaret ederek, her iki cinsi de farklı zaaf ve kuvvet noktalarıyla teçhiz etmiş ve onları birbirine muhtac-ı mutlak kılmıştır. Bu fıtri noksanlıklar ve üstünlükler bir nakısa değil, bilakis yardımlaşmayı ve nizamı netice veren birer ilahi takdirdir ki; mevzu kadın olunca tesettür üzerine konuşmaya karar verdik, 24. Lema’daki tesettür hakikati, meseleyi sadece bir örtünme değil, fıtrata uygun bir yaşayış ve emniyet manzumesi olarak önümüze koydu, hem tesettür sadece kadınlara özel olmadığını tekrar hatırladık. Bir puset bizi nereye getirdi...
1000Kitap
Reklam
Her seçim zamanı düşüyor aklıma Cecil Day-Lewis'in bir kıt'alık şiiri: “It is the logic of our times, No subject for immortal verse! That we who lived by honest dreams Defend the bad against the worse.” "Günümüzün mantığıdır bu Ebedi şiirlerin mevzusu değil! Dürüst rüyalarla hayat süren bizler Kötüleri savunuruz hep daha kötülere karşı!" Seçmen de öyle demiyor mu zaten? Ya kaht-ı rical [adam kıtlığı] çağındayız ya da daimi ehven-i şer [kötünün iyisi]. En iyisi ya tarihte gömülü kaldı ya da dünyaya hiç ayak basmadı.
Kzb,İns-Cin,İman/Hayır,Ana-Babaya iyilik
107:1 Din hakkında yalana sarılana [1] dikkat ettin mi? Dipnot [1] "K-z-b" kelimesi kumaşı orjinal renginden farklı bir renge boyayıp orjinal renginden farklı göstermek demektir. Yani dini yok saymak değil, din hakkında yalan-yanlış şeylere yönelmek, yalan yanlış şeyleri din edinmektir. Şirk dinlerinin yaptığı da aslında budur. Dini kabul eder, dinlerini Allah'a nispet ederler. Fakat dinlerinin Allah'ın diniyle ilgisi yoktur. Yahudilerin, Hristiyanların, Sabiilerin, Zerdüştlerin, Sünni ve Şiilerin yaptıkları da budur. Surenin içeriğiyle ilgili olması münasebetiyle bir örnek vermek gerekirse; Allah salatı emretmektedir. Geleneksel inanç Allah'ın bu emrini kabul etmekle birlikte, salatı farklı bir renge boyamış-içeriğini değiştirmiş, "Vahyin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmek, cehalet ve yoksullukla mücadele etmek" olan salatı bir ritüele dönüştürmüştür. İşte din hakkında yalana sarılmak budur. Tek tanrıya inanan bütün dinlerde yeniden diriliş ve hesap günü inancı olmakla birlikte, inançları sorunludur. Şöyle ki; hesap günü birilerinin şefaat edeceği inancı, kendilerinden olanların kurtulacakları inancı, iman ve düzeltici işlerle değil bir takım ritüellerle kurtulacakları inancı veya cehenneme girseler bile günahları kadar yanıp cennete girecekleri inancı da hesap günü hakkında yalana sarılmaya bir diğer örnektir. İlişkili ayetler: 74:46, 82:9, 83:11, 95:7. ~§∆~ 6:130 Ey ins ve cin topluluğu [1]! Size ayetlerimi anlatan ve bu gününüze karşılaşma konusunda sizi uyaran, sizden elçiler gelmedi mi [2]? ''Kendi aleyhimize şahidiz.'' dediler. Dünya hayatı onları aldattı [3]. Ve onlar gerçekten gerçekleri örtenler olduklarına kendi aleyhlerine şahitlik ettiler [4]. Dipnot [1] Tanıdık tanımadık, bilindik bilinmedik bütün insanlar. Şimdi, geleneğin cin algısını
Din
İlim Yolculuğunda Usul ve Tertip
İlim tahsili sadece malumat yığınlarını zihne istiflemek değil, ruhu ve aklı muayyen bir metodoloji ile inşa etme davasıdır zira bulduğu her kitabı tefrik etmeden okumak, zihni bir hikmet sarayı yapmak yerine kontrolsüz bir bilgi çöplüğüne çevirmektir. Bu mukaddes yolculuğun ilk adımı ben kimim sualiyle başlayan bir öz farkındalık ve ardından ne olmak istiyorum sualiyle şekillenen bir istikamet tayinidir. Hakiki bir müslüman, mealci, tekfirci, bir ateist yahut bir müsteşrik her kim olunmak isteniyorsa, o hedefe giden okuma silsilesi disiplinli bir usulü iktiza eder. Rabbimiz ilk emirde oku buyururken aslında kainatı ve kendini bir düzen içinde mütalaa etmeyi emretmiştir. Ancak bu noktada tarihi derinliği ve ilmi tutarlılığı olmayan mealcilik gibi köksüz yaklaşımları usul dairesinden ihraç etmek gerekir zira oryantalistlerin dahi tenezzül etmediği bu mantıksızlıkta metodun yerini keyfilik almıştır. Mantık demişken, ilim yolunda asıl hayret verici olan ise düşünmenin yasası olan mantık ilmini tahsil etmeden devasa külliyatlara cüret edilmesidir. Mantık argümanlarının tutarlılığını ölçemeyen bir zihin, okuduğu yazarın kategori hatalarını veya deist safsataların cümle yığınları arasına gizlenmiş boşluklarını nasıl teşhis edebilir? Mantık bilen bir ferd için tutarsız argümanlara karşı İslami müdafaa yapmaya dahi hacet kalmaz zira batıl, kendi mantıksızlığı içinde zaten mahkumdur. Vakit iade edilemeyecek kadar aziz bir sermayedir, ayette asra yemin edilerek insanın hüsranda olduğunun bildirilmesi zamanın ne denli kıymetli bir emanet olduğunu gösterir. Bu sebeple romantik hezeyanlarla vakit çalan yazarların mesuliyeti ağır, okuyucunun ise seçiciliği elzemdir. Eğer çağdaş bir nefes aranıyorsa zihni kalibre edecek Alev Alatlı veya İbrahim Kalın gibi münevverlerin ufkuyla
Duygu ve Düşünce
​Dahı ashâb-ı Bedr ü ashâb-ı Huneyn / Buldılar hep sa'âdet-i dâreyn ​Oldı âl-i nebî ricâl ü nisâ / Rûz-ı mahşerde ana şüfe'â ​Cümle ervâhına salât u selâm / Dahı cümle ümmet üzerine müdâm ​Bendi-i bism-i rabbü'l-a'lâ / Ma'rifet-bahş-ı Âl-i Mevlânâ ​Sâni'i nüsha-i musavverdür / Ya'nî fihris-nüvis-i defterdür ​Mazhar-ı nûr-ı Ahmed-i Muhtâr / Bir musaddık vahy-i Perverdigâr ​Azheru'l-halk min-hazret-i... / Radıyallâhu 'anhüm ecma'în fî-külli... ​Feyz i'tâ iden dillerde Esrâr'a / Pîr-i azîz bahş-ı himmet eyleye ​Nefha-bahş-ı zebân-ı Esrâr'a / Bunda bir tuhfe ola yârâna ​Hazret-i Hakk 'inâyet eyleye / Bir güzel vechile müfîd ü muhtasar ​Cem' olup defter-i gufrâna / El-meded el-meded hürmet-i 'ışk ​Ola 'uşşâk içinde yâdım / Ey cenâb-ı velî-ni'met-i 'ışk ​'Işk ile zinde eyle Esrâr'ı / 'Işkda olsun her gün bir kârı ​'Işkdan gayrı kalmasun varı / 'Işkdur çün mâ-lâ-âsârı ​'Işk ile kıl tahrîr-i efzûn / 'Işkdur bu nâ-yâb-ı matlab ​'Işk ile hâmeyi cârî / Umarım hoş ola bu âsârım ​'Işkdandur cümle kîl ü kâl-i sebeb / 'Işkdan neş'et itdi efkârım
Alıntı
Reklam
Reklam