R.K.

R.K.
@rmznkync06
"Uçmayı öğrenmeden göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz."
Nutuk Ve Gerceklikleri
1926 siyasal davalarından bir yıl sonra, Mustafa Kemal, 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Fırkası kongresinde ünlü nutkunu okudu. Bu Nutuk, Türk cumhuriyet tarihçilerinin en çok dayandıkları kaynaktır. Batılı tarih yazımı da bu eseri en önemli bir kaynak olarak kabul etmektedir. 1919-1926 yılları arasındaki Türk tarihinin ve özellikle Mustafa Kemal’in rolünün betimlenmesi olarak okunup kullanılmasına rağmen, bu yapıtın gerçek niteliği başkadır. Bağımsızlık mücadelesinin öyküsü, Mustafa Kemal’ce, direniş hareketinin öteki liderlerinin hareketlerini eleştirmek için bir arka plan olarak kullanılmıştır (Rauf, Refet, Ali Fuat, Cafer Tayyar, Kâzım Karabekir, Kara Vasıf, Bekir Sami, Ali İhsan, Nurettin, Hüseyin Avni, Celâlettin Arif eleştiri hedefleridir) ve Nutuk’un yaklaşık (basımına göre) yüz sayfası, bütünüyle, Lozan Antlaşmasından sonra hareket içindeki ayrılığa - ki bu, özellikle Rauf’un hazırladığı bir komplo olarak gösterilmektedir - hasredilmiştir. Bütün bu eleştiri hedefi kişiler temizlik hareketine tâbi tutulduktan yalnızca bir yıl sonra Nutuk’un okunduğu da göz önüne alındığında, eserin onlara 1926’da gösterilen tutumun haklı gösterilmesi için yazıldığı açıkça ortaya çıkmaktadır. İşin garibi, Nutuk’u kaynak olarak kullanan tarihçi ve biyografi yazarlarının hiçbiri Nutuk’un bu niteliğinin farkında değildir.
Tarih
Reklam
Resmi tarih Yalanları ve Kemalist Dusuncenin Devlete Yerleştirilmesi
Yaklaşan fırtınanın ilk belirtileri Mart 1926’da görüldü: Milliyet gazetesinde –13 Mart’tan başlayarak– Mustafa Kemal’in ünlü anıları, daha doğrusu otobiyografik anekdotları yayınlandı.Bu anıların niteliği ve yayınlanış şekli Birinci Bölüm’de incelenmişti.3 Bu bölüm bağlamında onlarla ilgili en ilginç soru şudur: Mustafa Kemal anılarını niye yayınlamıştı? Bir toplantıda kendisine bu soru sorulunca, doğrudan cevap vermekten kaçınmış ve o sırada bu nedenleri açıklayamayacağını, ama metinden bunun anlaşılabileceğini söylemiştir.4 Bu elbette olumsuz olarak değerlendirilebilir, çünkü anıların yayınını 1926 yazında İTC’ye karşı girişilen temizlik hareketi izlemiştir. Deny bu anıların yayımının, kamuoyunun yaklaşan hareket için hazırlanmasına yönelik olabileceğini düşünmüştür.Bu dönemin, ders kitaplarında ve devlet yayınlarında görülebilecek ‘ortodoks’ Türk tarihi, şeklini, İTC’nin Kemalist propaganda ve 1926 yazındaki siyasal davalar ile bütünüyle karalandığı bir zamanda (1926-1927) almıştır. Bu tarih, esas olarak, Mustafa Kemal’in -siyasal rakiplerini tasfiye mücadelesinde bir silah olan- kendi anılarına dayanır. 1926 temizlik hareketi, muhtemelen Mart 1926’da Mustafa Kemal’in İTCyi sert bir biçimde eleştirdiği anılarının yayınlanmasıyla hazırlanmıştır. Mustafa Kemal’in 1927’de okuduğu ünlü Nutuk’u 1919-1927 yıllarının tarihi olarak değil, 1926 temizlik hareketini haklı çıkarma girişimi olarak görülmelidir. Böylece Türk tarih ve biyografileri, Kemalistler ile İttihatçılar (bunlar tamamen farklı gruplar olarak değerlendirilir) arasındaki karşıtlığı, birincilerin rolünü abartıp ikincilerinkini hemen hemen yok sayarak büyütür. Onlar ulusal hareketi Mustafa Kemal’in özgün bir yaratımı olarak belirler ve Jön Türk dönemi ile Kemalist dönem arasındaki sürekliliği ve ulusal direniş
Tarih
Devrimler Tepkiler Ve İzmir suikasti
Mustafa Kemal, harap olan ülkenin yaralarını sarmasına zaman bırakmadan ve halkta doğan tedirginliğin yok olmasını beklemeksizin, birbiri ardınca reformlarını yapmaya başladı. 2 Eylül’de tekke ve türbeler kapatıldı. 25 Kasım’da fes kullanılması yasaklandı ve dindar Müslümanların gözünde bir kâfirlik simgesi olan şapka takılması kararlaştırıldı. Bu son reform, halkın, saltanatın veya halifeliğin kaldırılmasına gösterdiği tepkiyi çok aşan büyük bir direnişle karşılaştı. İstiklâl Mahkemeleri yeniden göreve çağrıldı ve halkı çok sert yöntemlerle "şapka kanunu"na uymaya zorladı.1926’da, reformlarına karşı artan muhalefet, sürekli olarak kötü olan iktisadî durum ve dış siyasette bir yenilgi (Musul sorunu) ile karşılaşan Kemalist yönetim, liderliğin bütün potansiyel rakiplerini ezmiştir. Ziya Hurşit (İkinci Grup’un önde gelen bir üyesi) idaresinde cumhurbaşkanını öldürmeye yönelik bir komplonun ortaya çıkarılışı; 1921’de Enver’i geri getirmeye çalışan İttihatçıların, eski Karakol Cemiyeti üyelerinin, 1923’te eski duruma dönmeye çalışan İttihatçıların ve 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kuran ulusal direniş hareketi liderlerinin temizlenmesi için kullanılmıştır. 1926 davaları sırasında, savcı, suikastin, İTC’nin paravan örgütü olarak işlev gören TCF içinde hazırlandığını iddia etmiştir. Ama TCF ve İTC’nin suikastle ilişkisi hiçbir zaman kanıtlanmamıştır. TCF, Mustafa Kemal’in kendi partisinden, Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan daha belirgin bir İttihatçı karakter taşımaz ve kesinlikle 1921 ve 1923 İttihatçı eylemcileriyle özdeş sayılamaz. Kaldı ki, 1921 eylemini gerçekleştirenler ile 1923 eylemini gerçekleştirenler başka başka kişilerdir. Suikast, ikinci derecede önemli siyasetçilerden küçük bir grubun işidir ve esas olarak Mustafa Kemal’in adamlarının Ali Şükrü
Tarih
Demokrasiye İlk Darbe ve Dikta Rejimi
Şubat 1925’te Güneydoğu’da (Nakşibendi şeyhi) Şeyh Sait’in liderliğinde bir ayaklanma çıktı. Bu da TCF’nin sonu oldu.104 İsyanla baş edemeyeceği görülen Fethi 3 Mart 1925’te başvekillikten alındı ve başvekilliğe yeniden İsmet (İnönü) getirildi. Ertesi gün hükümete iki yıllık bir süre için olağanüstü yetkiler veren bir yasa (Takrir-i Sükûn Kanunu) meclisten geçirildi ve İstiklâl Mahkemeleri105 yeniden kuruldu. TCF, isyanın bastırılmasını kayıtsız şartsız desteklemesine rağmen, haftalarca taciz edildikten sonra, 3 Haziran’da resmen kapatıldı. Ayaklanmacılarda TCF’yi öven mektuplar bulunması üzerine, partinin ayaklanmayla ilgisi hakkında bir soruşturma açıldı, ama hiçbir bağlantı ortaya çıkarılamadı. Muhalefeti destekleyen gazeteler de yasaklandı. Bazı gazeteciler tutuklandı ve İstiklâl Mahkemesi’ne çıkartılmak üzere İstanbul’dan Diyarbakır’a götürüldü. Bu mahkeme, Nisan sonunda Şeyh Sait isyanı bastırıldıktan sonra doğuya gönderilmişti. Ayaklanmanın liderleri Haziran ayında Diyarbakır’da idam edildi. Gazeteciler bir süre hapishanede kaldılar, ama sonunda hiçbir cezaya çarptırılmaksızın serbest bırakıldılar. Ne var ki, yayın hayatlarını sürdürmelerine izin verilmedi.106 TCF liderlerinin anılarından ve 1926 davalarının107 tutanaklarından, TCF’nin yönetici kadrosunun parti kapatıldıktan sonra da birbirleriyle ilişki içinde oldukları anlaşılmaktadır. Millet Meclisi’nde üye olan partililer bağımsız üye olarak mebusluklarını sürdürmüşlerdir. Dikkati çekecek bir davranışta bulunmamışlar ve yeniden siyasal muhalefeti örgütlemeye girişmemişlerdir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’ndeki ilk çok partili demokrasi deneyi yalnızca yedi ay sürmüştür.
Tarih
Genc Cumhuriyet ve İlk Demokrasi
İktidar partisi içindeki kişisel ilişkiler artık öyle kötüleşmişti ki, işbirliği imkânsız hale gelmişti. Rauf’un cumhuriyetin ilanına tepkisi üzerine, o ve Refet partideki radikaller tarafından vatan haini sayıldılar ve hem meclisin hem de iktidar basınının (Ankara’da Hâkimiyet-i Milliye ve İstanbul’da Cumhuriyet) sürekli saldırılarına hedef oldular.98 O sırada orduda görev yapmakta olan, onların görüşlerini paylaşan Ali Fuat (Cebesoy) ve Kâzım (Karabekir) gibi onlar da izlendiklerini, hatta mektuplarının açılıp okunduğunu fark ettiler99 ve Halk Fırkası’ndan ayrılmaya karar verdiler.Muhalefet partisi Dahiliye Vekâleti’nden izin alındıktan sonra 17 Kasım 1924’te resmen kuruldu. Yeni partinin adı için değişik öneriler vardı. İstihlâs Fırkası ve Cezri Cumhuriyet Fırkası üzerinde duruldu, ama sonunda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ismi seçildi. "Cumhuriyet" kelimesinin seçimi taktik bir hamleydi ve Halk Fırkası’nı bir hayli rahatsız etti, Halk Fırkası’nın adına "Cumhuriyet" kelimesinin eklenmesine neden oldu (Cumhuriyet Halk Fırkası). CHF’den istifa dalgasıyla millî mücadelenin en önemli liderlerinin çoğu muhalefete katıldı. Bunlar arasında Ali Fuat (Cebesoy), Kâzım Karabekir, Refet (Bele), Rauf (Orbay), Cafer Tayyar (Eğilmez), Rüştü, Adnan (Adıvar), Mehmet Arif (1882-1926) (Mustafa Kemal’in eski yaveri) ve Bekir Sami bulunuyordu. İsmail Canbulat ve Ahmet Şükrü de yeni partiye katıldı. Yeni parti resmen cumhuriyeti desteklemesine rağmen, programı CHF ilkelerinden101 ve Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’ndan birtakım açık farklılıklar gösterir. Yeni partinin programındaki en çok göze çarpan noktalar, demokratik kontrol mekanizmalarının ve adem-i merkeziyetin vurgulanması, güçler ayrılığı, iki meclisli bir parlamenter sistem ve dinsel inançlara saygı gösterilmesiydi. Programın
Reklam