Türk biliminin Türkiye’de gelişmesini önleyecek bir büyük engel de, eğitim düzenimizin gitgide ve hızla yabancılaşmış, adeta misyonerlerin yaptırdığı bir eğitime dönüşmüş olmasıdır. 1953 yılından başlayarak Türk okullarının pek çoğunda yabancı dille, özellikle İngilizce olarak eğitim yapılır olmuştur. 1953’ten önce sadece St. Joseph gibi, Robert Kolej gibi misyoner okullarında böyle bir eğitim uygulanıyordu. 1953’te Türk Eğitim Derneği’nin gerçek bir millî eğitim amacıyla 1930’larda kurulmuş olan Yenişehir Lisesi (ki ben bu okuldan Türkçe eğitim görerek 1953’te mezun oldum), İngilizce ile eğitim yapan Ankara kolejine dönüştürüldü. Bu işi örgütleyen İngiliz Mr. Browning, yirmi yıl sonra İngiltere Kraliçesi’nden madalya aldı. Çünkü başlanan yabancı oyunu tuttu ve hızla Türkiye’de yayıldı. Öğrenmeye, ilerlemeye büyük iştiyakı olan halkımız çocuklarımız, yabancı dil öğrensin, diye aldatıldı. Halbuki kendi anadilini bir kenara atıp ortaokuldan itibaren dersleri yabancı dilde okumak şeklinde bir yabancı dil öğrenme yöntemi hiçbir aklı başında ülkede yoktur. Bugün dışarıda, özel yöntemlerle bir yabancı dil birkaç ayda yoğun kurslarda öğretilebiliyor. Bunun için kendi dilini dosdoğru konuşamayan, gitgide yarı Türkçe, yarı İngilizce konuşup bununla böbürlenen nesiller yetiştirmeye hiç lüzum yok.
Edebiyatla çoşmak isteyen herkes toplumun başına gelecek olaylarbhakkında bir sürü kasvetli öngörüde bulunan Charles Dickens'a yönelmek yerine Robert Browning okuyordu. Browning kurtuluşu, karanlıktan esin kaynağı olan bir yere kaçışı simgeliyordu. Elizabeth Barret Browning yaşasaydı tahminlerinin doğru çıkmasınsan ötürü gurur duyardı diye düşünüyorum. Bir zamanlar hiç ilgi görmeyen kocası sonunda başarıyı yakalamıştı.
Browning'in oğlu Pen huzursuz ve bağımlı biriydi. Elizabeth'lr hala bütün yüreğiyle sadık olan babası her şeye karşın yeniden evlenmeyi düşünür olmuştu. Zengin bir kadınla evlenerek oğlunun güvence altında olmasını sağmalıydı. Lady Ashburton adında zengin, dul, hoş bir kadına evlenme teklif etti. Fakat teklif reddedildi. Kalp kırmayı göze alacak kadar dürüst olan Robert Browning evlilik teklfini dile getirirken, "Kalbim Floransa'da gömülü olsa da oğlumu düşünmeli, bütün ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamalıyım" demişti. Çabasının hiç de romantik olmadığı ortadaydı.
Lord Alfred Tennyson'a duyduğu tutkulu hayranlığa ve Robert Browning'i hemen hemen yok saymış olmasına karşın Kraliçe Viktorya bile hükümdarlığı sınırları içinde yaşayan bir şiir dehası daha bulunduğunu kabul edecekti. Kraliçe'nin Browning'i kabullenmesi şairin sonunda İngiltere'de de kanıtlanmasını sağladı.