Insan yaşamının inişlı çıkışlı durumu işte böyle bir şeydir ve ilk şaşkınlığımı azıcık üstümden attığında benim payıma da yığınla acayip akıl yürütmeler düşmüştu. Bunun Tanrı'nın sınırsız sağduyulu ve iyi hükmünün benim için belirlediği yaşam basamağı olduğuna; bu olayda yuce sağduyunun tüm amaçlarını tam anlamıyla öngöremeyeceğim için buyruğuna karşı gelmemem gerektiğine karar verdim. Beni o yarattığı, onun kulu olduğum için, beni istediği gibi yönlendirip yönetmekte kuşku götürmez bir hakka sahipti, ayrıca ona karşı gelmiş bir kuluydum, uygun göreceği her türlü cezayı verme hakkı da vardı ve onun öfkesine katlanmak için boyun eğmesi gereken bendim, çünkü ona karşı günah işlemiştim.
İnsanın yaşamı nasıl da Tanrı'nın tuhaf bir dama oyununa dönüşüyor! Koşullar değiştikçe eğilimler de nasıl gizemli kaynaklar tarafından alelacele değiştiriliveriyor! Bugün sevdiğimizden yarın nefret ediyoruz; bugün peşinden koştuğumuzdan yarın köşe bucak kaçıyoruz; bugün arzuladığımızdan yarın korkuyor, hatta düşüncesi karşısında bile tir tir titriyoruz. Bu durum, olabilecek en canlı biçimiyle bende doğrulanmıştı işte; tek derdimi insan toplumundan uzaklaştırılmak, bir başına kalmak, uçsuz bucaksız okyanusun içinde hapsolmak, insanoğluyla ilişkisi kesilmiş ve sessiz yaşam diyebileceğim bir hüküm giymek sayıyordum; Tanrı'nın beni yaşayanlar arasında bulunmaya ya da geri kalan kullarıyla bir arada yaşamaya layık görmediğini, kendi türümden birini görmenin benim için ölümden yaşama döndürülmek ve ruhsal kurtuluşumun yanı sıra, Tanrı'nın bana en büyük kutsamasını bağışlaması anlamına geleceğini sanıyordum. Uzun sözün kısası, şimdi bir insanla karşılaşmanın kaygısıyla tir tir titrediğimi ve adaya ayak basacak bir adamın gölgesi ya da sessiz görüntüsü karşısında bile yerin dibine girmeye hazır olduğumu düşünüyordum.
insan hiçbir zaman her şeyin iyi gittiği, sıkıntısız, dertsiz dönemlere güvenmemeli, rahatına da fazla düşkün olmamalı. En kibar ve kültürlü ortamlarda, en iyi çevrelerde, en rahat durumlarda bile kişi içinde Robinson Crusoe’nun esas özelliklerinden, doğaya bağlı münzevilikten bir şeyler taşımalı, yoksa kendi köklerini yitirir; ruhumuzdaki ateşi hiçbir zaman söndürmemeli, her an körüklemeyi sürdürmeliyiz.
Gorki’yi bir Rus sefilhanesinde yanındaki adamdan tütün isterken canlandırırdım gözümde. Robinson Jeffers’ı bir atla konuşurken. Faulkner’ı şişenin dibindeki son yuduma bakarken. Biliyorum, biliyorum, budalaca. Gençlik budalalıktır, yaşlı ise budala.