“Her şey geçici:
mutluluk da, acı da, zafer de, kayıp da…
Bunu hatırlamak seni özgür kılar.
Bir gün her şeyi unutacaksın
ve her şey de seni unutacak.”
— Marcus Aurelius
Bazen bazı hatalar insanı bir doğruya, bir yön değişikliğine ya da bir aydınlanmaya götürüyor. Orada olması, yeni bir hayata başlaması kendisi için doğru olan değil mi?
Okuduğum kitap beni etkiledi. Başlarken karakterlerden birinin eşinin onu öldürdüğünü bilmiyordum; bu sürpriz oldu. Daha önce aynı yazarın başka bir kitabını okumuş ve çok beğenmiştim, bu yüzden bunu da merak ederek okumaya karar verdim ve gerçekten sevdim.
Dili ve anlatımı oldukça doyurucu; basit değil, derin ve düşündüren kelimelerle dolu. İçerik güçlü ama yoğun bir umutsuzluk ve sitem barındırıyor; zaman zaman insanı yorabiliyor.
Hikaye, siyasetle ilgilenen bir adam ve sanatla ilgilenen bir kadının uyuşmazlığını anlatıyor. Kadın, piyano çalan ve sanata tutkuyla bağlı biri. Adamla tanıştıktan sonra hayatındaki değerli birçok şeyi kaybediyor; çünkü adam onu manipüle ediyor ve kontrol ediyor. Kadın, özgürlüğünü ve hayallerini kaybettikçe adama karşı düşmanlık hissetmeye başlıyor. Evlilik devam etse de, adam kadının mutluluğunu anlamıyor, kadın da eşinin sevgisine inanmıyor.
Sevgi ne kadar büyük olursa olsun, farklı dünyalardan geliyorsak ve ortak nokta bulamıyorsak, bazen sevgiyi bırakıp gerçeğe yönelip yolumuza gitmeliyiz. Burada Verda’ya yol vermeyen bir eş ve ona çizdiği yolu kabul eden bir karakter vardı. Denklik çok önemli; ne kadar çabalarsak çabalayalım, karşı tarafın duygularını aynı şekilde besleyemediğini fark ettiğimizde sevgi tükenir. Bireysel hayat ve sınırlar her şeyden önemli. Sınırlar korunmadığında, sevgi ne kadar güçlü olursa olsun etkisini yitirir; çünkü sevginin aşamadığı tek nokta, insanın kendi sınırlarını koruyamadığı bu içsel çöküştür.
Kitaptaki en çarpıcı sözlerden biri, “Her şeyin gerçek nedeni aramızdaki korkunç uçurum ve sınırsız nefretti.” Gerçekten de ikisi farklı dünyaların insanlarıydı; birbirlerini sevmelerine rağmen saygı duymayan ve hayatlarına müdahale eden iki karakterin trajik sonu bu oldu.
Adamın pişmanlığı ve yaptığı şeyin
Kafam karmakarışık ve içimde kaynayıp duran bir şey var.
Gürültülü kapıların önünden geçip karanlığa doğru yürüyorum.
Bütün yaşamımı böyle yürümüş olduğum halde şimdi bedel olarak taşınmaz bir ağırlık ve yoğunluk yüklenmiş gibiyim.
Mevsimler, günler birer birer, sessizce geçip gidiyor.
Ya ben? Ben daha ne zamana kadar canına kıydığım kadını özleyeceğim?…