9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 60. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 01:41
Bazı kitaplar okunur, bazıları ise insanın içine yerleşir. İçimizdeki Şeytan benim için ikinci türden bir eser oldu. Sayfalar ilerledikçe yalnızca Ömer’i, Macide’yi ya da onların hikâyesini okumadım; insanın kendi içindeki çatışmaları, korkuları ve kaçışlarını da gördüm. Hatta zaman zaman kitabın satırlarında kendime rastladım. Sabahattin Ali’nin kalemi her zamanki gibi sade ama bir o kadar da derin. İlk bakışta bir aşk hikâyesi anlatıyormuş gibi görünse de romanın özü çok daha farklı bir yerde duruyor. Bu eser, insanın hayatındaki başarısızlıkların, yanlış kararların ve eksik kalan cesaretinin hesabını kimin vereceğini sorguluyor. Ömer karakteri beni en çok düşündüren karakterlerden biri oldu. Çünkü onun hataları büyük kötülüklerden değil, küçük korkulardan doğuyor. Kararsızlığı, sorumluluk almaktan kaçışı ve sürekli bir suçlu arayışı aslında birçok insanın zaman zaman düştüğü bir çıkmazı temsil ediyor. Roman boyunca Ömer’in dilinden düşmeyen “içimizdeki şeytan” kavramı, aslında insanın kendi iradesizliğinden başka bir şey değil. Sabahattin Ali burada çok çarpıcı bir gerçekle yüzleştiriyor bizi: Bazen hayatımızdaki en büyük engel dış dünyada değil, kendi içimizde sakladığımız korkular oluyor. Macide ise romanın en sevdiğim karakteriydi. Saflığıyla, iyi niyetiyle ve sevgisiyle hikâyenin vicdanını temsil ediyor. Onun yaşadığı hayal kırıklıkları yalnızca bir kadının kırılan umutları değil, aynı zamanda güvenin ve sevginin sınandığı anlar olarak da okunabilir. Romanın en etkileyici taraflarından biri de dönemin aydın çevrelerine yönelttiği eleştirilerdi. Sabahattin Ali, fikir sahibi görünmeye çalışan ama aslında çıkarlarının peşinden giden insanları öyle ustalıkla anlatıyor ki kitabın yazıldığı yıllarla bugün arasında neredeyse hiçbir fark olmadığını hissediyorsunuz.
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,1bin okunma
10/10
·312 syf.··
2026 10. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:48
Kitap hakkında neymiş ne değilmiş demek için nereye baksam "ufff sizi ters köşe edecek" yazıyordu. Bunu bilerek okumaya başladım ve en başından beri kafamda kurguladım da kurguladım, aman bu kitabın sonu ne olabilir derken kafamda yeniden roman yazdım. Peki yazdım da ne oldu? "Heee demek bu buymuşşş aaa" dedim... Şimdi kitabın konusuna girmek istiyorum ancak spoiler vermek istemediğim için anlatamıyorum :) kitabın baş kahramanları "Adam", "Amelia", "Robin". Kitapta bu 3 karakterin düşüncelerini ve yaşadıklarına dair geçmişe yönelik anılarını okuyacağız ve bazen aralarda her evlilik yıl dönümlerinde "Adam"a yazılan ama verilmeyen karısının mektuplarını okuyoruz. Baştan belirteyim Robin bir kadın, ben 2-3 bölüm kafamda Robin'i erkek olarak kurguladım sonradan anaa kadınmış dedim. Birde Adam "Prosopagnozi" yani yüz körlüğüne sahip. (Dipnot geçeyim Brad Pitt abimiz de Prosopagnozi) Kitabın yarısına kadar bir şey anlamıyorsunuz her şey yolunda gibi görünüyor, işte çıkmaza girmiş birbirini aldatan, sırrı olan bir çift ve iliskileri bozulduğu için cift terapisinin önerisiyle bir geziye çıkan çiftin anlatımları diyorsunuz ama ilerledikçe işler değişiyor ve taşlar yerine oturuyor. Konu ve kurgu bakımından güzeldi, herkes kendi bölümünde yaşanan olaya değindiği için ikili ilişkilerde olaylara kendi açımızdan bakarken birde karşınızdakinin bakış açısıyla görmemizi sağlıyor diyebilirim. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı herkese tavsiye edebilirim, buna benzer ters köşe denilen Alex Michaelides in Sessiz Hasta kitabını okumuştum onu da tavsiye ederim ama bu kitap kurgu bakımından daha güzel.
Duygu ve Düşünce
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,6bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·424 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:01
Bazı kitaplar yalnızca bir hikâye anlatmaz; insanın kalbine dokunur, onu kendi geçmişiyle ve duygularıyla yüzleştirir. Gülseren Budayıcıoğlu'nun Kırmızı Pelerin adlı romanı da tam olarak böyle bir eser. Kitabı okurken yalnızca Ayşa'nın hikâyesini değil, aslında birçok insanın görünmeyen yaralarını da okuyorsunuz. Romanın merkezinde yer alan Ayşa, çocukluğundan itibaren sevgi eksikliği, ihmal ve travmalarla mücadele etmiş bir kadın. Onun yaşadıkları zaman zaman insanın içini acıtıyor, zaman zaman da hayranlık uyandırıyor. Çünkü ne kadar yara almış olursa olsun, hayata tutunmaya ve kendi benliğini bulmaya çalışıyor. Kırmızı pelerin ise bu mücadelenin güçlü bir sembolü olarak karşımıza çıkıyor; hem bir sığınak hem de geçmişin karanlığına karşı bir meydan okuma gibi. Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey, insanların davranışlarının altında yatan sebeplerin ne kadar derin olabileceğiydi. Dışarıdan bakıldığında anlaşılması zor görünen birçok duygu ve davranışın aslında yıllar öncesine uzanan acılardan beslendiğini görmek oldukça etkileyiciydi. Gülseren Budayıcıoğlu, psikiyatrist kimliğinin verdiği deneyimle karakterleri öyle gerçekçi anlatıyor ki onların acılarını, korkularını ve umutlarını hissedebiliyorsunuz. Kırmızı Pelerin, sadece bir travma hikâyesi değil; aynı zamanda iyileşmenin, yeniden ayağa kalkmanın ve insanın kendini keşfetmesinin hikâyesi. Kitap zaman zaman hüzünlendirse de umudu tamamen kaybetmiyor. Bu yönüyle okuyucuya, en karanlık geçmişlerin bile geleceği belirlemek zorunda olmadığını hatırlatıyor. Kitabı bitirdiğimde geriye yalnızca Ayşa'nın hikâyesi değil, insan ruhunun ne kadar kırılgan ama bir o kadar da güçlü olduğu düşüncesi kaldı. Duygusal derinliği yüksek, psikolojik çözümlemeleri başarılı ve etkileyici karakterlere sahip bir roman okumak
Duygu ve Düşünce
Kırmızı PelerinGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 20223,442 okunma
Puan vermedi·
İnce Memed, yalnızca bir roman değil; haksızlığa karşı yükselen bir çığlıktır. Yaşar Kemal, Çukurova’nın bereketli topraklarında geçen bu hikâyede yalnızca bir insanın mücadelesini değil, ezilenlerin sessizliğini ve umutlarını da anlatıyor. İnce Memed karakteri, okudukça gözümde sıradan bir köylüden halkın vicdanına dönüşen bir sembol hâline geldi. Onun yaşadığı acılar, verdiği mücadele ve adalet arayışı, insanı ister istemez kendi değerlerini sorgulamaya itiyor. Kitabın en güçlü yönlerinden biri ise doğa tasvirleri. Yaşar Kemal öyle bir anlatım kurmuş ki, rüzgârı, sıcağı, toprağın kokusunu hissederek okuyorsunuz. Roman zaman zaman ağır ilerlese de bunun sebebi olayların değil, anlatımın zenginliği. Her sayfa, karakterlerin ruhunu ve dönemin toplumsal yapısını biraz daha derinleştiriyor. Bu kitabı bitirdiğimde geriye sadece güzel bir hikâye değil, uzun süre zihnimde kalacak sorular ve duygular kaldı. Türk edebiyatının neden en önemli eserlerinden biri olarak görüldüğünü şimdi çok daha iyi anlıyorum. Puanım: (10/10)
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,4bin okunma
6/10
·100 syf.·
2026 38. kitabı
Herhalde en az alıntı yaptığım eser oldu bu kitap. incelediğimde, toplumcu gerçekçi çizgisine rağmen metnin beni pek sarmadığını ve beklentimi karşılamadığını gördüm. Roman, cezaevi sefaletini ve paranın insanı bozma hikayesini ne yazık ki çok çiğ ve ajitatif bir dille önümüze koymuş. Bence kitabın en zayıf tarafı, karakterlerin derinlikten uzak olması ve sürekli aynı karamsar tabloyu çizmesi. Sonuç olarak benim gözümde edebi derinlikten ziyade sadece sefalet tasvirine odaklanan ve abartıldığı kadar güçlü bulmadım. Tabii bu benim incelemem sizler neler düşünüyorsunuz bilmem. Keyifli okumalar
Alıntı
72. KoğuşOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20247,5bin okunma
Puan vermedi·303 syf.··
Beğendi
·
2026 60. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 20:30
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Albert Camus “Veba” oldu. Yazardan bugüne kadar okuduğum en akıcı ve özümsemesi en rahat romandı. Cezayir'in Oran kasabasında bir hastalık salgını baş gösterir. Fare leşleri kasabanın sokaklarında rastlanır. Bir zaman sonra leşlerin çoğalmasıyla insanların korkusu ve huzursuzluğu artmaya başlar. Ve anlaşılır ki kasaba halkı bir veba salgınıyla karşı karşıyadır. Şehrin karantinaya alınmasıyla insanlar, bir yandan salgınla boğuşma bir yandan sevdiklerini görememe hatta cenazelerine bile katılamama, ölüm korkusu sarar. Camus, romanda “umutsuzluğa kapılma”yı değil, ölümün her an gelebileceğine birlik ve beraberlikle umudu yeşerterek yaşamdan vazgeçmemeye dikkat çeker. Geçmiş çağlarda bu salgınlar yaşandı elbet ama yakın tarihimizde evet koronavirüs salgını bizlerinde ne yazık ki tecrübe ettiği, karantina altına girdiğimiz zamanları hatırlattı bana. Okurken o sıkışmışlığı hissetmek, hem psikolojik hem ekonomik buhranları, endişe dolu anları tekrar anımsamak acıttı. #kitapalıntıları &Bir savaş patladığında insanlar, “uzun sürmez bu, çok aptalca!” derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. &Felaket insana yakışmaz, onun için felaket gerçekdışıdır, geçip gidecek kötü bir rüyadır, denir. Ancak her zaman da geçip gitmez... &Kendilerini özgür sanıyorlardı, oysa felaketler oldukça kimse asla özgür olmayacak. &Evet sürekli olarak içimizde taşıdığımız o boşluk, o belirgin heyecan, mantıksızca geriye dönme ya da zamanın akışını hızlandırma isteği, belleğin o yanan okları; işte buydu sürgün duygusu. &Dünyadaki kötülük neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir.
Edebiyat & Roman
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,6bin okunma