・・・
"Küçücüktü daha; belki üç, belki dört yaşındaydı. Yine böyle bir mevsimdi, havalar da aynı böyle. Çok rüzgar vardı o gün. Ömer' in bir elini ben, bir elini de babası tutuyordu. Misafirliğe gidiyorduk herhalde. Ben de sıkı sıkı giydirmişim bunu, montu da büyük geliyordu Ömer'e.
Birde atkıyı dolamışım, hepten içinde kaybolmuştu. Neyse işte. Biz çıkmadan önce de komşunun kızı bize gelmişti, Ömer' le oynayabilir miyiz diye. Ömer' in kaşlarını çatması da hoşumuza gidiyor ya, yolda dalga geçiyoruz onunla ilgili. O yaşta çocuk ne anlar diyoruz bir yandan da. Babası da ben de Ömer' le dalga geçince bu bize bir bozuldu...
Astı suratını, çekti ellerini elimizden, önümüze geçip sinirli sinirli yürümeye başladı. Biz şaşkın şaşkın arkasından bakıyoruz. Hava zaten rüzgarlıydı, zor yürüyordu. Elimizi bırakınca hepten zorlandı bu ama belli etmiyor lafta bize. Dediğim gibi, küçücüktü ama koca adam gibi kızar, sinirlenirdi. Neyse, o önde biz arkada yürüyoruz. Birden bir rüzgar esti, bu arkaya doğru uçtu."
"Bacak kadar boyuyla bize sinirlenirken, rüzgar gel sen uçur bunu..."