"Sen... Ömer'i sevmiyorsun," diye başladım önce ve benim bile kendimden köşe bucak sakladığım düşüncelerimi süzgeçten geçirmeden ortaya saçtım. "Ömer'i ben seviyorum. Sense sadece herkesin sevebileceğini seviyorsun. Güzel bir yüz, uzun bir boy ve bunun gibi diğer şeyler; senin sevdiklerin bu kadar. Ama ben... Onun inandıklarını, inandıklarıyla yaşamasını, bunlardan taviz vermemesini seviyorum. Ona baktığımda, aramızda ne olursa olsun, hissettiğim güveni seviyorum. Tüm duygularını gizlediği o noktayı ve bir gün o noktaya ulaşabilme hayalini seviyorum. Gözlerini de seviyorum ama gözlerinden çok, o bana bakmadan göremediğim harelerini seviyorum. Ama sen bunları sevemezsin, çünkü sadece onun demir duvarlarını tanıyorsun. Sadece iki çift yeşil göz ve etkileyici bir duruş... Senin sevebildiklerin de görebildiklerin de bu kadar..." Dokunulsa ağlayacak bir ifadeyle kaşlarını çatmış, beni izlerken sözlerimi tamamladım. " Ona istediğin kadar ulaşmaya çalış, bu yalnızca benim sinirimi bozar. Ömer'e güveniyorum ama asıl güvendiğim onun inandıklarına olan bağlılığı... Olmaz ama haydi Ömer'e bir şekilde ulaştın diyelim. Sevinme, çünkü inandığı şeyler onu tekrar senden uzaklaştıracaktır ve işte o zaman ne yüzsüzlüğün ne de başka bir şey seni ona tekrar yaklaştırabilir."