Alman cumhuriyetinin başına gelen en büyük felaket, idealist davranıp halkına ve hatta düşmanlarına özgürlük vermeye çalışmış olmasıdır. Çünkü kurallara ve düzene bağlı bir ulus olan Almanlar, özgürlükten nasıl yararlanacaklarını bilmiyor ve bunu ellerinden alacak olanları sabırsızlıkla bekliyorlardı.
Filozoflar savaşı, ulusal güçleri mislinlikten koruyan bir kurşun banyosu olarak gördüklerini bilge sözlerle açıklamaya çalışıyorlardı. Hekimler de onların yanında yer alıyorlardı. Taktıkları protezleri öyle övüyorlardı ki, böyle sağlıklı bir proteze sahip olmak için insan, bacağının kesilmesini bile isteyebilirdi. Her mezhepten rahipler de boş durmak istemiyorlar ve hep bir ağızdan bu koroya eşlik ediyorlardı. Bunları dinlerken karşımda kudurmuş bir güruh görmüş gibi oluyordum. Oysa bir hafta, bir ay önce bütün bu insanların sağduyusuna, yaratıcı gücüne, insani tutum ve davranışlarına ne kadar da hayrandık.
Peki, neyimizi yumuşatıyormuş uygarlık? İnsanda yalnızca duyguların çeşitliliğini çoğaltır uygarlık... kesinlikle, başkaca bir şeyi değil. Belki de bu çeşitlilik yüzünden insan kan dökmekte zevkler aramaktadır.