‘’Bir insan -özellikle de benim gibi bir insan- ne zaman yazmaya başlar? Daha doğrusu, ne zaman onun için, yaşadıkları, hissettikleri, düşündükleri artık ifade etmekten kaçınamayacağı bir yoğunluğa ulaşır? ‘’
Henüz ilk bölümüyle bizleri etkileyen bu kitap, devamı olabilseydi hiç şüphesiz Tutunamayanlar kadar çarpıcı olabilecekti. Acemilikten uzak, tabiri caizse demlenmiş ve yarım kalmış bir roman. Oğuz Atay’ın yedinci ve son kitabı. Onun da Tutunamayanlar'da deyişiyle ‘’Böyle yarım kalan işler bana hüzün veriyor.’’
Eylembilim nedir? ‘’ Bir eyleme doğru gidiliyordu ve en ön sırada oturan ‘bilim’, ‘eylem’ tarafından kuşatılmıştı. ‘’ Atay bu cümlesinde, kitabında genel olarak ironik biçimde ‘akademikler’ olarak bahsettiği üniversite profesörlerini bilim olarak anmış, onları kuşatan sözkonusu eylemi ise üniversite öğrencileri olarak. Bu topraklarda -belki başka topraklarda da- doğup büyümüş her genç bulunduğu toplumu kurtarmak, yükseltmek, daha yaşanabilir kılmak için çalışır. Bu nedenle bu gençleri bir eylem, hareket, iş olarak ele almıştır. Ama gelin görün ki aynı gençlik için bugünlere kadar ‘’çok beklediler, beklerken de konuşmayı öğrenemediler ve şimdi de iyi konuşamıyorlar, paslı bir silah gibi tutukluk yapıyorlar’’ diyerek binbir çeşit hayal ve hırsla çalışarak bugüne gelen gençlerin umutlarının nasıl da eriyip gittiğini adeta gözlerimize sokuyor. İlkokulda bir türlü susturulamayan o çocuklar bugün nasıl oluyor da konuşamıyorlardı? Biz gençliği nasıl bu hale getirmiştik? Hepimizi düşünmeye davet ediyor ve biliyoruz ki bütün bu yanlışları düzeltmenin ilk adımı onları fark etmek, düşünmektir. Elbette profesörlerden de doğal olarak bilim olarak bahsetmiştir ancak ‘’Kimse kendi kişiliği ile profesör olamaz.’’ diyerek bilim adını verdiği