Sonra bana ağır gelen bir şey varsa, o da frenklerin routine dedikleri şeydi. Her gün aynı saatte işe git! Yolda belirli dükkanlardan sigara, kibrit al.Üsküdar'dan belirli vapura bin. Köprü'de tramvayı bekle. Tramvayı boş bulursan bin! Ayakta duracak kadar yer yoksa, daha sonra gelecek tramvayı bekle. Rasladığın şu ya da bu insana, havadan, palamut balıklarının fiyatından soz et. Her gün aynı idarehanenin aynı kuflu havasını kokla! Aynı masaya otur, eş dost, Amma da yakıştın! desin. Aynı işi gor! Ha yağmur ha çamur; ya da günluk güneşlik, aynı saatte deliğine dalan karınca gibi aynı Tünele gir! Aynı Beyoğlu'na ya da aynı Galata' ya in cık. İşte herkes üzüntü, yorgunluk ve bezginlikle bu angaryaları inatla, gayretle sürükler de sürükler. Bu yapılırken hiçbir şey yaratılmaz, bir noksan tamamlanmaz, var olana bir var daha katılmaz. Ölünceye kadar böyle bir hayatı yaşayacağımı düşündükce beni bir korku, bir ürpertidir alıyordu. Bana hayatın böylesinde kalacaksın demek, bir pamut balığına Sen karaya çıkacaksın da kümeste tavuk gibi yaşayacaksın! demek gib olurdu.
Mavi Sürgün - Halikarnas Balıkçısı