Son zamanlarda okuduğum en tatlı öykü diyebilirim. Adem'in, Havva'nın ve Şeytan'ın ayrı ayrı notlarını, güncelerini okuyoruz. Düşünün, ilk kadın ve erkek karşılaşıyor. Erkek bu karşılaşmaya dair neler düşünüyor ve nasıl yorumluyor, kadın neler düşünüp nasıl yorumluyor. Ne çok fark var aramızda ilk günden beri. Nasıl da aynı değiliz. Erkek için sıradan ve işe yaramaz görünen yıldızlar, ay, günbatımları, renkler kadın için ne denli anlamlı oluyor. Kadın, erkekte sevilecek ne çok şey buluyor ama temelde mantıksız da olsa bu sevginin anlamını asla bulamıyor. Kadın ne çok düşünüyor, her şeyde nasıl da anlam arıyor. Erkek için her şey nasıl da düz ve koruma, barınma odaklı. Kadın elinin değdiği her şeyi nasıl da güzelleştiriyor. Nasıl da en vahşi yaratığı bile evcileştirecek güce ve sabra sahip. Nasıl da hiç değişmemişiz... Mark Twain'in bir kadının hele de ilk kadının tarafından erkeğe dair düşüncelerini bu kadar ustalıkla yazması inanılmaz etkileyici. Tüm öyküyü yüzümde tebessümle okudum. Çarpıcı sorgulamalar da var. Şu kısacık öykü birçok duyguyu hissettirdi diyebilirim. Keyifli bir okumaydı. Çok sevdim.