Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı Beyaz Kale. Kara Kitap romanına başlamadan önce yazım diline, anlatışına aşina olmak için aldım elime. Ancak ne yazık ki hem sınavlar hem iş dolayısıyla yeterince zaman ayıramadım. Az önce vedalaştık kendisiyle. Ve itiraf edeyim beynimden hafif dumanlar çıkmıyor değil.
Bir Hristiyan İtalyan ile onu köle olarak satın alan Müslüman Türk romanımızın kahramanları. Bu iki kahraman garip bir şekilde birbirlerine çok benzemektedir. “Odaya girdiğimde kendime bakan bir ben gördüm” der karakterlerden biri hatta. Sadece dış görünüş değil fikirleri de benzemektedir üstelik. İtalyan bildiği tüm fizik, astronomi bilgilerini öğretmekle yükümlüdür, Türk ise müslüman olmasını beklemeden İtalyan’a bakmakla. En azından başlangıçta öyle. Sonrasında bolca padişahtan, vebadan bahsediliyor. (Veba denince hep aklıma şu an olan salgın geliyor. Şu dönemde bu eseri seçmiş olmam nasıl bir tesadüf acaba?)
Ancak kitabın sonlarına doğru hafif hafif tepeniz tütmeye başlıyor. Kim köle, kim sahip? Ya da ikisi tek karakter mi? Hikaye kime ait? Okuyacakların özellikle son 30 sayfada daha sakin, daha yavaş okumaları gerek.
Kitabı sevdim mi? Kesinlikle! Ancak Kara Kitap’a başlayacak kadar kendimi hazır hissetmiyorum henüz. Şu incecik kitaptan böylesine etkilendiysem, kim bilir onda neler çıkar karşıma?
Sözü çok uzattım. Orhan Pamuk tanımadığım yazarlar arasındaydı. Ne yazsam onun hakkında eksik kalır. Postmodern eser türünde en iyilerinden birisini olduğunu bende henüz öğrendim. Şaşkınlığıma verin! :)
Keyifli okumalar! :)