Şiirler 1-2-3
Sen seçtin yazıldı yazgın Anlarsın balık da kızgın Halık da üzgün Yoktur hata Söner mi söndü demekle O nur-ı na mütenahi Nefesle kabil-i itfa mıdır çerağ-ı ilahi Harabat ehlini hor görme zakir Defineye malik viraneler var Doldurmak için önce boşaltmak lazım. İstenilenden fazlasını verme taşmasın Verme çatlatırsın Bırak hakeden alsın Uça gide can dahi, kuru kala ten dahi, Yunus Emre'm sen dahi, tövbeye gel, tövbeye "İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür... İmansız olan paslı yürek sînede yüktür!" Geçip âhir bu kesret âleminden Hüdâyî halvet-i sultân’a geldik Nemiz ola Hudâyâ sana lâyık Hemân bir lutf ile ihsâna geldik ((Aziz Mahmud Hüdayi)) Hak tecelli eyleyince her işi asan eder
Ruhum Efendim'e...
Kalu beladan özüm sözüm bir Yaraya düşen acı közüm bir Merhemin tarifine elbet çözüm bir Beni elden değil beni benden bil Munzuru kasvetten huzuru eşreften Cümleyi mânadan beni benden bil Babayı anneden kardeşi kardeşten Beni elden değil beni benden bil... (24.08.2023) elîf
Reklam
RAGIP - 4
Üşüyorum... Beynimin içinde beni tutarsız şeylerle meşgul eden düşünceler ırak kaçtı Soluyamıyorum ve bununla birlikte yersiz, arsız düşünceler gırtlağımı bırakmıyor Etraf besbelli dokunsam porselen gibi dağılır ama saf beyazlık ruhumu çıldırtıyor Ne yapacağımı bilmiyorum sanki, şey, bir şeyler beni susturuyor Şah damarımdan beynime sızan ince bir ses birden huzur salıyor kalbime Rahatlıyorum, burnumun ucunda soğuk koku, tarifsiz... Tarif edemiyorum, doktorlar bir kaç güne düzeleceğimi boynuma gerdan etseler de Oda arkadaşıma göre "ne mübarek adam" mışım, alay ediyor denyuz Bizi buraya tıkamalarının bir sebebi var herhalde Ki olmazsa bir sebebi, hiç hayatımda yapmadığım kadar kıyamet koparırım Evet ben, yaparım, eh işte yapmaya çalışırım... Üşüyorum... Dibimdeki elektrikli soba bu kadar muhalefet yanarken içimden geçen ney? Yalandan dişlerimi birbirine vurayım da "üşüyor" desinler Ha az ötede bağırma koptu kulağım bir çınladı var ya O beynimin dalgalarında kundaklık zamanlarım ninni okuyor Nenni, nenni; durdum, bekledim beynimden o esnada kupkuru buz gibi soğuk su dökülüyor Sağım da babamın ayakkabı tezgâhı, solumda o kanlı manzara... Evet, dilim damağıma dolanıyor ve şaşkın şaşkın bakındığım tavanda amcam bakkalı açtı Baktım kaldım, damarımda rahmetli dedemin aziz kanı dolanırken sadece bakındım Birini seviyordum gelinlikle çıktı geldi karşıma, hakikaten de... Saat kaç, dünya battı mı, ay doğdu mu, kim bilir ne oluyor dışarıda... Porselen duvardan çocukluğum geçti ilgilenemedim... Herhalde bir kaç ayı geçer gibi kapı açıldı buyur ettiler Kahverengiden dem almış belediye bankında... Neyi, nasıl telaffuz edeyim bilmiyorum ama gırtlağımızdan en ufak kin... Duvarı kireç tutmuş hastanenin arka mahallesinden dolanan eski yük treni Yaprağında sevgisi sararan koca bir
Şiir
Hz.Mevlan'nın Hz.Şems'e mektubu ikinci mektup ey dünyanın zarifi! selam senin üzerine olsun. benim hastalığım ve sağlığım senin elindedir. kulun derdinin dermanı nedir, söyle. bu, eğer alırsam senin dudaklarından aldığım öpücüktür. eğer vücudumla senin hizmetine ulaşmazsam ruhum ve kalbim senin yanındadır. madem ki sözsüz hitap oluşmuyor, o halde dünya niçin “buyur”la doldu? ah ah! gönlüm çilem, aşkım, kederim, acım, gönlüm! sustukça hoş geçimlim, dile geldikçe parlayan alevim. kopup saçılan gerdanlığında soylu nedimelerini savrulan incileri yere inen hüzünlerim. aramadan bulduğum yola koyulmuş göçüm. bir türlü kavuşamadığım, kavuşmaya doyamadığım. dışında olamadığım, içinden çıkamadığım. gecelerin hakimi, gözyaşlarımın pınarı efendim. tozunu yıkamaya erişemediğim, pasını silemediğim. karanlığım, güneş’im. gönlüm, aziz dostum! nerelerdesin, ya dön artık yurduna, ya da iki satır yaz bize. kim gücendirdi senin o nazende yüreğini, hangi kem söz, hangi sinsi nazar seni benden kopardı ey şems. varım yoğum sensin. sen de yoksan, ben bir hiç'im bilmez misin? kavline mestan olan mevlâna’ya ayrılığı hediye etme, etme şems. duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme! başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme! sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı, hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun, etme! çalma bizi bizden, gitme o ellere doğru, çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme! ey ay, felek harab olmuş, alt üst olmuş senin için, bizi öyle harab, öyle alt üst ediyorsun, etme! ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi, sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme! sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan, ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme! bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan, gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme! aşıklarla başa
Edebiyat
Ruhum Sana, Varlık Sana hayrandır Efendim (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) 🌹😌 Peygamber Efendimiz geçerken ağaçlar, taşlar Peygamberimiz'e selâm verirlerdi Peygamber Efendimiz'e cümle cihan aşık🌹 Ruhum Sana Varlık Sana hayrandır Efendim🌹 Bir ben değil âlem Sana hayrandır Efendim🌹
ANYA ( Yorumlarınızı bekliyorum :)
( İkisi de aynı an da içeriye girer. Oldukça sinirli bir şekilde aynı anda hareket edip, aynı anda konuşur… ) Kair / Riak – Kahretsin! Kair / Riak – Hep senin yüzünden! Kair / Riak – Beni tekrar etmeyi bırak! Kair / Riak – Lütfen… ( Biri konuşur diğeri sadece ağzını oynatır diğeri konuştuğunda… ) Kair – Tamam. Riak – Bence anlaşabiliriz. Kair – Hayır! Her şeyi senin yüzünden kaybettik! Riak – Kes sesini! Ben mi dedim sana böyle oyna diye sanki?! Kair – İyi bir oyuncuydum ben. Riak – Kim sen mi? Kair – Elbette… Riak – Beni kastediyor olmalısın bence. Kair – ( Kahkaha atar. ) Hiç güleceğim yoktu… Sen ve oyunculuk? Oğlum sen daha doğru dürüst yalan bile söyleyemiyorsun! Riak – Hayatımın en büyük yalanı sensin! Hem boşuna dememişler – Kair – Yine ne demişler acaba? Riak – Yalancı yalanı söyleyebilene denir, söyleyemeyen zaten yalancı olamaz çünkü yakalanmıştır, kapiş? Kair – Riak… Riak – Kair?... ( Bir mühlet bakışırlar, aynı an da belinden silah çekip birbirlerine doğrulturlar… ) Kair / Riak – Oyuncak! ( Kahkaha atarlar, ortaya gelip sarılmak isterler Kair durdurur. ) Kair – Hey, dur! Riak – ( Aynı pozisyonda kalırlar. ) neden? Kair – Unuttun mu ( Başında ki yara izini gösterir. Diğerinde de aynı iz vardır. ) yasak. ( İkisi de soyunur ve karşılıklı iki masa ve sandalyelere geçip otururlar. İki tarafın dekoru da benzerdir. ) Biliyor musun? Küçük bir ada gibi yüreğim, hiçbir kara parçası kabul etmedi beni… Riak – Geçen bende sustuklarımı topladım, dudaklarım konuştuklarından utandı. Kair – Ne diyordum? Riak – Oyunculuk! Kair – Doğru bak şimdi… ( Komik bir şekilde ses açmaya başlar... )
Teknoloji