Elif Şafak'ın en çok duyduğum kitabı olma özelliği sebebiyle her zaman okumayı düşündüğüm bu eseri sonunda okuyabildim. Uzun bir süre kitaplığımda bulunan bu kitabı keşke daha önce okumuş olsaydım diye düşündüm. İçerik olarak gayet doyurucuydu. Konusuna gelecek olursak yayınevinde işe başlamış olan Ella karakterimizin incelemek için aldığı Aşk Şeriatı kitabını okuması ve kitapla birlikte hayatında yaşadığı olaylar örgüsünü içeriyordu. Kitap içeriğinde tarihimizde önemli yerleri olan Mevlana Celaleddin Rumi ve Şems-i Tebrizi'nin serüvenleri anlatılırken Aşkın İlahi ve mecazi olmak üzere iki kısma ayrıldığını öğreniyoruz. Okumayı düşünen veya şu an karar veren herkese mutlaka okumalarını öneriyor ve keyifli okumalar diliyorum.
Kitabımız dört kısmdan oluşuyor aslında üç kısım yazıyor kapakta ama son kısımda Mevlana'nın mektupları yer alıyor
Kısımlar şunlar birinci kısım Divan-ı Kebir, ikinci kısım Meclis-i Seb'a ve üçüncü kısımda Fîhi Ma-fih ve mektuplar
Bu kitaptan bir çok ders aldım diyebilirim kim olursa olsun gönül incitme diyor Mevlana
Mevlana’nın “Mesnevi’den Seçmeler” adlı eseri, insanın iç dünyasını, ahlaki gelişimini ve manevi yolculuğunu sade ama derin anlatımlarla ele alan önemli bir eserdir. Hikayeler, öğütler ve semboller aracılığıyla insanın kendini tanıması, sabırlı olması ve sevgiyle hareket etmesi gerektiği vurgulanır. Eserde sadece dini değil, aynı zamanda evrensel insani değerler de ön plana çıkarılır.
Kitabı okurken bazı bölümlerde düşünmeye zorlayan yoğun bir anlatım olsa da verilen mesajlar günlük hayata kolayca uyarlanabilecek niteliktedir. Özellikle insan ilişkileri, hoşgörü ve nefs terbiyesi üzerine yapılan anlatımlar oldukça etkileyici. Farklı bakış açısı kazandıran ve okuyucuyu içsel bir sorgulamaya yönelten bu eser kesinlikle okunmaya değer.
EVE GELİRKEN EKMEK AL
ŞERMİN YAŞAR
Ekmek, Kitap ve Akıl Sağlığını Koruma Rehberi!
Yakın zamanda beni keyiflendiren bir kitap. Şermin Yaşar romanı okumak, pazar sabahı tam kahvaltı ortasında aile üyelerinden birinin ki ablanız olabilir, masaya bomba bir dedikodu bırakması gibi bir şey. Sayfalara "Şöyle iki satır bir şey okuyup kafa dağıtayım" diye giriyorsunuz; bir bakıyorsunuz ki mahalledeki tüm karakterlerin iç sesleri salonunuzda halay çekiyor. Yazarın o tanıdık, hınzır ve "Biz aslında çok normal bir aileyiz ama çaktırmıyoruz" tonu, insanı bir oturuşta yarım somun ekmeği bitirtir gibi kitaba bağlıyor. Hem bir taraftan iştahla kitaba yüklenirken bir taraftan da etrafı kesiyorsun aman bitmesin diye! Okurken hem "Yahu aynı bizim buralar!" diyorsunuz hem de kahkahayı basmamak için toplu taşımada telefonu gizleyenler gibi şekilden şekle giriyorsunuz.
Eser bir çok hikayeden oluşuyor. Kitaptaki karakterlerin her biri, sanki mahalle bakkalından ödünç alınmış gibi ama her birinin içine bir miktar absürtlük tozu serpilmiş gibi. Şermin Yaşar, sıradan hayatların altındaki o tatlı deliliği öyle bir cımbızlıyor ki, trajediyle komediyi aynı tabağa koyup önümüze enfes bir meze olarak sunuyor. Aynı Varşovadaki Rumi restorantta Mehmet ustanın mezeleri gibi. Kitap bittiğinde, içinizde hem lunaparka gitmiş çocuk neşesi kalıyor hem de "Acaba benim hayatımı kim dikizleyip bu kadar doğru yazdı?" paranoyası başlıyor.
Uzun lafın kısası; bu roman ruhun detoksu, edebiyat dünyasının ise neşeli bir "Gülümseyin, çekiyorum!" anı gibi. Eğer hayatın koşturmacasından, ciddi plaza dillerinden ve "Hangi ara bu kadar büyüdük?" dertlerinden sıkıldıysanız, bu kitap tam bir sığınak. Şimdi bu incelemenin üzerine, sıcacık bir ekmek alıp eve dönme ve kitabın kritiğini çay eşliğinde derinleştirme
Sanırım uzun zamandır bu kadar rahatsız eden ve bir türlü elimden bırakamadığım bir kitap okumamıştım…
Ve yine sanırım uzunca bir süre başucumdan ayırmayacağım.
Kitap "gölge" kavramı üzerine, jungiyen terapistlerin makalelerinden derlenmiş; 65 makaleden oluşan bir kitap insan doğasının karanlık tarafının ailelerde, yakın ilişkilerde, işte, maneviyatta, politikada, psikoterapide ve sanat gibi bir çok alanda belirdiği şekline kapsamlı bir bakış sunuyor.
İnsana ve insanlığa dair pek çok önemli konunun tıp, siyaset, din, sanat, tarih ve farklı disiplinler penceresinden ele alıyor.
Bireyi ve toplumu eşzamanlı görmekle kalmayıp bütünsel varoluşa çektiği dikkatle okuyanda bir tamlık duygusu bırakıyor. Gölgeyle Buluşma kendine, dünyaya, insan olma deneyimine ve uygarlığı doğuran tüm dinamiklere bakmak isteyen herkes için cesur bir davet, berrak ve hiç şüphesiz ki rahatsız edici bir ayna.
Kitapta gölgemizi nasıl bulabileceğimizden onunla nasıl başa çıkabileceğimize, gördüğümüz rüyaların aslında gölge tarafımızın bize bir mesajı olup olmayacağına gibi farklı konulara yer verilmiş.
Sevmediğimiz ve bizimle hiç uyuşmadığını düşündüğümüz bilinçdışı unsur (gölgemiz) ile nasıl dengede hizalanmamız gerektiğini ve hayat yolculuğumuzu daha temkinli yürütebilmemiz konusunda yer yer metafor kullanarak bizlere aktarıyor. Özellikle 10.Bölümün (son bölüm) başında geçen “tekne” metaforu oldukça hoş bir tatla konuyu özetlemek açısından finale doğru vurucu bir etki sağlıyor.
Kitabın kendi cümleleriyle;
“Gölgenin farkına vardığımız her parçasının bir ağırlığı vardır ve onu teknemize koyduğumuz zaman bilincimiz, o parçanın ağırlığıyla orantılı derecede aşağı iner. Bu nedenle gölgeyle baş etme sanatının püf noktasının teknemizi doğru şekilde yüklemekten ibaret olduğu söylenebilir: Çok az yük