Mevlana neden "Beni yabancı yerine koymayın, ben bu mahalledenim." diyerek Türklere Türk olduğunu ispat
etme ihtiyacı hissetmiştir? Türkler neden Mevlanayı düşman olarak görmüşlerdir? Mevlana Türklerin kendisini düşman
olarak gördükleri fikrine nereden kapılmıştır ve niçin Türklere düşman olmadığını ispat etme gereği duymuştur?
Mevlana burada Beni yabancı yerine koymayın ben bu mahalledenim. Ben sizin mahallenizde kendimi arıyorum. Düşman
gibi görünüyorsam da düşman değilim. Hintçe konuşuyorsam da aslım Türk'tür.." derken aslında Türklerin düşmanlığını kazandığını kabul ve itiraf etmektedir. Türkler Mevlana'yı düşman olarak gördülerse bunda Mevlana'nın Ahi ve Türkmenlere karşı Moğollardan yana tavır almasının etkili olduğu muhakkaktır. Fuat Köprülü'nün Mevleviler daha Celaleddin -i Rumiden
başlayarak Türkmen babalarıma fena bir gözle bakmışlar, onları kendilerine rakip görmüşler ve Moğol istilasını müteakip onlara aleyhtar bir vaziyette bulunmak için bir aralık Karamanlılara karşı bile Moğolların hakimiyetini tercih etmişlerdir..."
Fuad Köprülü de Mevlevilerin Türkmenler yerine Moğol hakimiyetini yeğlediklerini şu şözlerle ifade etmiştir: “Mevleviler daha Celaleddin-i Rumî’den başlayarak Türkmen babalarına fena bir gözle bakmışlar, onları kendilerine rakip görmüşler ve Moğol istilasını müteakip onlara aleyhtar bir vaziyette bulunmak için bir aralık Karamanlılara karşı bile Moğol hâkimiyetini tercih etmişlerdir.”
Ne varsa gördüğü, dokunduğu, tattığı, kokladığı, işittiği, hepsine aşkı anlattı. Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk nasıl yeni yeteneğini göstermek için yanıp tutuşursa aynı coşkuyla döküldü dilinden aşka dair sözcükler.
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni bir şeyler söylemek lazım.”
İşte, Friedrich Nietzsche'den 'Yeni beşer'in tasvir ve tavsifı:
"Ecce Homo" (İşte Beşer);
"Elbette! Biliyorum aslımı esasımı:
Aynen alev, yanmaya doymayan,
Yana yana kendini bitiren.
Neyi tutarsam, ışığa kesiveriyor;
Neyi bırakırsam, kömürleşiyor.
Ben, muhakkak ki, alevim!"
"Yeni Denizlere" açılan 'Yeni beşer'in durumuna gelince:
"Gitmek istiyorum oraya;
Güvendikce güveniyorum kendime ve kavrayışıma.
Deniz uzanıp gidiyor alabildiğine;
Cenevizli gemim almış başını gidiyor maviliklere.
Her şey, yeni, gitgide daha da yeni gözüküyor bana.
Yatmış zaman ile mekan öğle uykusuna.
Yalnızca gözün -koskoca
Bakıyor bana -sonsuzluk!”
Bu nevzuhur tragique insan’ın ilşkilerinde gördüğümüz hercailiği, avami söyleyişle, “öküz öldü, ortaklık bitti” atasözüyle de özetleyebiliriz. Buna karşılık, ‘eski’ ‘inanmış insan’ınkilerini de yine Mevlana Celaleddin Rumi’den bir mısrayla dile getirelim: “Canın canıma karışmıştır; seni inciten her şey, beni de incitir.” Atasözümüz, confederatif, faydacı (Fr utilitariste) ilişkileri ele verirken, Mevlana’nın mısraı bize ‘içten bütünlüklü’ (Fr integrite intrinseque) olanları yansıtmaktadır.