Dicle ve Fırat'ın üzerindeki pırıl pırıl güneş ışıkları, salt
Bağdat'ı değil, kentin doğusundaki Rusafa ve zevk-ü safaya
düşkün insanların toplandığı Baturancah' ı da aydınlatıyor.
ısıtıyordu. Bu benzersiz iklim, bütün yörede yaşamı bir
yandan huzur dolu kılarken, bir yandan da insanları zevkli ve keyifli bir yaşamı paylaşmaya yönlendiriyordu. Kent ve
sayfiyeleri, ezanlara eşlik eden kuş cıvıltıları, ud ve kaval
seslerine karışan büyüleyici danslarla, aşıkların türkülerine,
gazellerine garkolmuş, sanki Jünyada bir cenneti yaşıyordu.
"Rusafa'nın ortasında bir palmiye ağacı
Doğum yeri Batı, palmiyeler diyarının ırağı
Bana ne kadar benziyoraun, dedim ona,
Yurdundan uzaklarda sürgün,
Ailenden, arkadaşlarından ayrı düşmüşsün.
Yabancı olduğun topraklarda yeşeriyorsun
Ve ben de senin gibi gurbetteyim."
Havabi ismi, "Koyunların Kalesi" anlamına geliyor. Haçlılar burayı Coible olarak adlandırsalar da bildiğimiz kadarıyla , burası hiçbir zaman Haçlıların eline geçmemiş ancak , buranın kendileri için bir tehdit olduğunun farkindalarmış. Kale, muhtemelen ismaililer tarafından, Masyaf, Rusafa ve Maniqa ile aynı zamanlarda alınmış. Bu da 1140- 41 yıllarına denk geliyor. Sinan burayı, 1160 yılından sonra aşılması zor bir kale haline getirmiş. Coğrafi ve stratejik olarak, burası, kuzeydoğudan gelecek saldırılara karşı, Bahra'daki ismaili kaleleri topluluğuna önemli bir savunma desteği sağlamış. 1213 yılında, oğlu Raymond'ın Tartosa katedralinde bilinmeyen biri tarafından öldürülmesinin üzerine, Tripoli'dan IV.Boemondo kaleyi büyük bir kararlılıkla kuşatmış. Ismaililer'in , Halep ve Şamdan Sünnilerin desteğini istemesi gerekmiş ve sonunda kuşatma kaldırılmış. I.Baybars , 1273 yılı civarında, Bahra'daki egemenliğini güçlendirdikten sonrasında, kalenin tarihi ile ilgili çok fazla şey bilinmektedir. Kale sahası ve orijinal yapıların çoğu daha sonraları yıkılmış ve ev yapımı ya da tarım gibi amaçlarla kullanılmıştır.
Yolun diğer tarafında, Rusafa'yla hemen hemen aynı yükseklikte, bir diğer kalenin kalıntıları bulunmaktaydı. Köy evlerinin taşlarının çoğu, bu kaleden yada Rusafa'dan gelmiş olmalıydı. Bu kalenin , Sinan'ın Rusafa'yı inşasından önce var olan eski Kale olup olmadığından emin değiliz. Her iki kalenin de Sinan döneminde bir işlevinin olması ve birer karargaha sahip olmaları çok olası çünkü ikisi de yola tamamen hakim konumdalar.
Bir diğer önemli alan da, Masyaf'ın 10 km uzağındaki Rusafa'ydı. 1970 yılında ziyaret ettiğim bu yere, 1998'de yeniden döndüm. Kale, Masyaf'tan, Tartus'a giden Shaykh Bader yolunun ( no.34) hemen üzerinde aynı isimdeki köyün 60 metre üzerindeki yüksek bir çıkıntıya inşa edilmişti. Kale oval bir şekle sahipti. Uzunluğu 75, genişliği 30 metreydi.