Haklı olamazlar. Onlara nasıl zarar verebilirim? Onlar yaşamıyor doktor! Türkü söylediklerini duymadım, inanabiliyor musun? Âşık olmuyorlar, uykusuz geçirdikleri bir tek gece yok.
Tanrıyı bu şehirde istemiyorlar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Otel. Pencereden Bitlis'i seyrediyorum. Dışarıda gidip gelenler. Sobayı yakmak için içeri girene, "istemez", dedim. Hiçbir şey anlamadı adam. "Üşümüyor musunuz?" dedi, hayretle. Cevap vermedim. Ateş yanınca bu kar görünümü bozulacakmış sandım.
Yirminci yüzyıl, kalemin önüne, çözümlenmesi gerekli sorunlar bırakmıştır. Bu sorunlar, Avrupa ulusları için, Ortadoğu ulusları için farklıdır birbirinden. Şurası bir gerçek: Avrupalı uluslar, kültür değişiminin öldürücü fırtınası altında yolunmuş ekin tarlasına dönmediler. Onların sorunları: makinanın hayatlarına bu denli çok girişi, maddesel isteklerin ruhsal dengeyi bozuşu, dengesizlik, sonunda yadsıma.
Ortadoğu ülkelerindeyse, kültür değişiminin kavurucui kurutucu etkilerini görüyoruz. Başta, Türkiye yaşıyor bu trajediyi. Din gereği, en çok bu çağda duyuluyor. Makinanın uydusu olan çağımız insanı, ibadetsiz yaşadıkça, daha katılaşıyor, daha anlamaz oluyor birbirini.
Türkiye'de kaleme, daha da ağır yük yüklenmiştir: Yabancılaşmaya direnmek. Tüm etkisini silmek yabancılaşmanın. İçeriği yabancılaşmaya karşı olan uygarlığımızdan beslenen, Türk ulusunun yürek sesini, yani yürek atışını, kalp ölçme aygıtı gibi olan düşünceye yerli düşünce diyoruz.