Şermin Yaşar’ın öykülerini çok severim; akıcılığı, içtenliği, bizden olması… Hep yanımızdan yöremizden tanıdık karakterler çıkar karşımıza. Hikâyeler uzun ya da kısa fark etmez, okuyucuyu sarıp sarmalar.
Beklenen ya da beklenmeyen sonlar… Ama hepsinin kalpte bir yeri vardır.
Öykü ve çocuk kitaplarından tanıdığım bir kalemin; roman türünde yazılmış bir kitabını ilk defa okuyacaktım, bu yüzden biraz temkinli başladım, çünkü öykülerin diline alışmıştım ve uzun soluklu bu kitap beni nasıl etkileyecek, kurgusu, dili, karakter tanımı, konusu beni şaşırtacak mı merakla okumaya başladım. Ama malesef upuzun bir hikayeden ötesini göremedim.
Bir çocuğun dünyasıyla birlikte Selime Teyze’nin hayatını da merkeze alan; yoksunluk, sevgi, tutunma ve dayanışmayı anlatan bir roman. Çocuk masumiyetiyle yetişkin yalnızlığının yan yana aktığı bir kurgusu var.
Ama bir romanda olmasını umduğum derin karakter analizlerini bulamadım. Kendini tekrar edip duran hisler üzerine kurulu ama karakterleri ancak bir komşu teyzeyi tanıdığımız kadar tanıtan yavan bir hikayecilikle verilmiş herşey. Yan karakterler
o kadar çok ki, işte babamın asker arkadaşının karısı şunu demişti, iş arkadaşımın kocası bunu yapmıştı, filanca komşunun çocukları, bakkalın, huzurevi sakinlerinin hepsinin bir hikayesi var.
Doğrusu esas karakterlerin onlardan bir farkı olsun isterdim, daha derinden tanıyalım, hislerine tanık olalım, yalnızdı, korkuyordu, kimsesizdi diye masal gibi dinlemek yerine, karakterlerle beraber bu hisleri yaşamak isterdim. Son sayfaya kadar beni içine çeken, etkileyen, bir bölüm hatta bir satır aradım. Ama bulamadım.
Şermin Yaşar iyi bir hikayeci evet, ama her yazar uzun mesafe koşamıyor demek ki.
Kitapla kalın...