"KARANLIK GÖL"
“Bütün sırlar eninde sonunda su yüzüne çıkar...”
Hayatınızda hiç çözmek isteyip de çözemediğiniz biri oldu mu? Sessizliğinin ardında fırtınalar gizlediğini düşündüğünüz, her bakışının bir sır taşıdığı biri? Sarah Bailey’nin Karanlık Göl adlı romanında böyle bir karakterle tanışıyoruz: Rosalind Ryan.
Bazı kitaplar yalnızca gizemiyle değil, duygusal yoğunluğuyla da bizi içine çeker.
Dedektif Gemma Woodstock, Avustralya’nın küçük bir kasabasında çalışan başarılı bir dedektif. Küçük bir Avustralya kasabasında geçen roman, lise yıllarında oldukça etkileyici bir genç kadın olan Rosalind Ryan’ın gizemli ölümüyle başlıyor. Cesedi gölde bulunur. Olayı araştırmak ise, onunla geçmişte karmaşık bir ilişki yaşamış olan dedektif Gemma Woodstock’a düşüyor. Bu tesadüf değil, âdeta geçmişin bugüne sızmasıdır. Bir cinayet soruşturması, bir yüzleşme, bir geçmiş hesabı, bir benlik çözümlemesi.
Gemma cinayeti çözmeye çalışırken; geçmişiyle, bastırdığı duygularla ve özel hayatındaki çalkantılarla da yüzleşmek zorunda kalır. Kitap boyunca sadece bir dedektifin soruşturmasını değil, bir kadının kendi karanlığına tuttuğu aynayı da izliyoruz.
Rosalind’in ölümü, Gemma’yı yıllar önce bastırdığı duygulara, cevaplanmamış sorulara ve hiç kabullenmediği yönleriyle yüzleştiriyor. Çünkü Rosalind, onun için sadece bir sınıf arkadaşı değil, çözülememiş bir bilmecedir.
Rosalind Ryan ise romanın merkezindeki sır. Yaşarken bile bir muammaydı, ölümünden sonra daha da çok soru işaretiyle anılıyor. Çekici, etkileyici, mesafeli ve gizemli. Onun hayatı boyunca kendini nasıl sakladığını, insanlar üzerinde nasıl etkiler yarattığını gördükçe, aslında “güç” ile “yalnızlık” arasındaki ince çizgiye şahit oluyorsunuz.
Kitabın atmosferi oldukça karanlık, yoğun ve kasvetli. Küçük kasaba havası,